29 Temmuz 2008 Salı
Zilli'nin Günlüğü- 1
23 Temmuz 2008 Çarşamba
Zilli'yi Takdimimdir...
Kendi köpeklerinin torunu olan bu kız, erkek kardeşiyle beraber kafesteydi. Ben onu gördüğümde tam 90 günlüktü. Oğlan zıpır zıpırken kız masum, sakin ve çok insancıldı. Hemen yukarıdaki fotoğrafı çekip sevgili kocama gönderdim ve "bence budur" dedim. O da iş dönüşü uğradı, gördü ve çok sevdi. Ve biz kızı aldık. :)) Ancak o gece eve götüremedik. Zaten veterinerkontrolündeydiler ama sadece koruyucu aşıları yapılmıştı, o yüzden ilk 2 aşısının yapılması için bıraktık. Ama benim için gece ve dün geçmedi. Bir heyecan, bir heyecan.
Akşam eve geldim. Ortalığı biraz onun için organize ettim. Arabaya atlayıp, almaya gittim. Yavrum, arabaya ilk bindiğinde yüzündeki ifadeyi ve korkuyu hiç unutamayacağım. Zaten ilk çişini de oraya yaptı :))

Dünden beri bazen dolaşarak, bazen kucağımızda hem evi hem de bizi tanımaya çalışıyor. Bu şabah biz iki koca insan etrafında pervane olduk. Yemeğini yedi mi, çişini yaptı mı? Kızım bizi utandırmadı ve çişini gazete üzerine yaptı. Hemen ödülü aldı tabii. Bu akşam itibariyle ufak ufak dışarıya çıkmaya başlayacak.
İlk gece sonunda fikrimizi merak ediyorsanız, "Niye şimdiye kadar bir köpeğimiz olmamış?". :))
22 Temmuz 2008 Salı
Bozcaada...




Cuma günü, perşembenin acısını çıkartırcasına yaşanan güzellikler bunlarla da bitmedi ve biz kendimizi, dolunayın ışıkları denizin üstünde dans etmeye başladığı saatlerde Ayazma Plajı'na tepeden bakan Vahit'in Yeri'ne attık. Çok lezzetli, keyifli ve rakının hakkını vererek geçen gecenin sonunda garson 62 ytl'lik bir hesap getirdi. Tam bu herhalde şaka diye aramızda konuşurken, mahçup eda ile yaklaştı ve " Kusura bakmayın, rakıyı eklememişler, rica etsem 30 ytl daha alabilir miyim?" dedi de bi oh! çektik. Manzarası, yemeklerin lezzeti, tam kalkmak üzereyken ikram edilen kahvenin kıvamı, tam yerindeydi.
16 Temmuz 2008 Çarşamba
Kaosun Sırları / Maxime Chattam
9 Temmuz 2008 Çarşamba
Sana "Yuh!" ...
7 Temmuz 2008 Pazartesi
Kaçırdıysanız Üzülün...

4 Temmuz 2008 Cuma
Nice Senelere...
1 Temmuz 2008 Salı
Empati...
Kitabın konusuna gelirsem, hikaye dünyadaki yüz binde birlik kesimden yani Empat'lardan yola çıkıyor. Bu insanların beyin elektrikleri farklı çalıştığı için karşılarındaki insanların beyin frekanslarına girip, "bükmek" tabir ettikleri sistemle, duyguları kontrol edebiliyor, isterlerse çok mutlu veya çok öfkeli olmalarını sağlayabiliyor. Yine özünde iyileri ve kötüleri anlatan 636 sayfanın, aralarda ağırlaşsa da nasıl bittiğini kesin anlamıyorsunuz.
19 Haziran 2008 Perşembe
Asla Vazgeçme - Harlan Coben
Anında çığlıklar atarak Miniş'i aradım. Perşembe günü Remzi'ye gitmemiz gerektiğini ve sebebini anlattım. O, tabii biraz da yaşının verdiği olgunlukla, önce beni biraz sakinleştirdi, sonra kitabı, %40 gibi dehşet bir indirimle satan Ideefixe'ten almam konusunda ikna etti. Dükkanda bizim bölüme yeni başlayıp, karşımda oturma şanssızlığını yaşamakta olan Çekirge ise, bu süreçte son derece şaşkın beni izliyordu.
Coben'in bundan önceki kitabını (The Woods), orijinalinden ve gerçekten çok ama çok keyif alarak okumuştuk. Ancak itiraf etmem gerekiyor ki, Asla Vazgeçme, bence bir iki basamak daha altta bir kitap olmuş. Tarz yine Coben tarzı, anlatım yine çok bildik ama sanki konusu, dolayısıyla da kurgu biraz zorlama olmuş gibi geldi bana.13 Haziran 2008 Cuma
Altın Koza'nın Perde Arkasından...
23 Mayıs 2008 Cuma
Bir Ada Macerası...
15 Mayıs 2008 Perşembe
The Children of Huang Shi...
Filmde, Jonathan Rhys Meyers, Crushing Tiger - Hidden Dragon'dan tanıdığımız, uzakdoğu sinemasının önemli isimlerinde Chow Yun-Fat ve yine geçen sene Morgan Freeman'ın başrolünü oynadığı Feast of Love'da seyrettiğimiz Radha Mitchell önemli rolleri paylaşıyor.Filmde savaşın tüm çirkinliği, nasıl masum, çocuk, yaşlı ayırd etmediği, farklı kültürlerin sevgi ve güven ortamında nasıl bir araya gelebildiği uzakdoğunun kendine özgü atmosferinde çok güzel anlatılmış.
Bir iki notta filmin başrol oyuncusu, Jonathan Rhys Meyers hakkında: Aktör 1977, İrlanda doğumlu. Doğuştan ciddi bir kalp rahatsızlığı var. Kariyerine 1994 yılında "A Man of No Importance" filmiyle başlamış. Bizim dikkatimizi Tudor's dizisindeki VIII. Henry rolü ile çekmişti ama öncesinde Match Point ve Mission Impossible 3'te de seyretmişiz. Meyers etkileyici ve farklı karizmasıyla aktörlüğün yanında 2006 - 2007 yıllarında Versace ve 2005'te de Hugo Boss'un tanıtım yüzü olmuş. Ne diyelim, Allah sahibine bağışlasın :))Improbable - Olasılıksız...
Kitap güzel kurgulanmış, içeriği zaman zaman derse dönen matematik kuramların anlatımıyla desteklenmiş, sürükleyici bir macera. "Hayatta tesadüf diye birşey yoktur ve eğer mevcut tüm etkenleri hesaplayabilsek, herşeyi tahmin edebilir - veya görebiliriz" fikri üzerine bina edilmiş tüm kurgu. Bu matematik gerçeklerle de oldukça güzel desteklenmiş. Hatta bir yerde ölümden sonra hayat olma olasılığı ne kadar düşük olursa olsun, Allah - Tanrı inancının getirisinin aksi davranıştan daha fazla olduğu matematiksel olarak ispatlanmış.1 Mayıs 2008 Perşembe
Paris ve Aşk...
- Gider miyiz, Aşk?
Merkezi bir otelde kalmak istediğimiz için lokasyon olarak Opera'yı seçtim ve bi sürü araştırmadan sonra Hotel Etats Unis'te karar kıldım. 3 yıldızlı, metrolara yakın, intenet promosyonu ile de 3 gece için €400'ya bir oda buldum.
Geçmiş tecrübelerimden de faydalanarak, 4 günü en ince detayına kadar planladım. Ben bu heyecanları yaşarken, sevgili eşim büyük bir dirayet göstererek programın oluşumuyla, neredeyse, hiç ilgilenmedi. Hatta uçağın sabah 07.40'ta olduğunu bir gün önce öğrendi ve karalar bağladı.
Neyse perşembe sabahı, hemen hemen uykusuz geçen bir geceden sonra - heyecandan sanırım - sabah 05.30'da havaalanındaydık. Uçakta yerlerimizi de daha önceden ayarladığım için çok kolay bir check-in den sonra pasaport kontrolünden geçtik ve doğru kahvaltı için Lounge'a gittik. Sonrasında da klasik free-shop turu yaptık. Duty-free bölümünü yeniden düzenlemişler, bence daha ferah olmuş.
Uçak yaklaşık 30 dk rötarlı kalktı. Yerimiz business in hemen arkasındaydı ve önümde oturan hanım, koltuğunu neredeyse yatak moduna getirmek isteyince ufak bir sıkıntı oldu ama hallettik.
Kapalı bir havada Paris'e indik. Planımız Orlyval ile RER - B'yi kullanarak Chatelet'e gitmek, oradan da Opera'dan geçen hatta bağlantı yapmaktı ama tesadüf uçakta eskiden bizim dükkanda çalışan bir abimizle karşılaştık ve sağolsun o bizi otele kadar bıraktı.
Otel mütevazıydı ama temizdi. Genel beklentinin aksine de odamız içinde hareket edebilecek kadar büyüktü.
Eşyaları bıraktıktan sonra çıkıp etrafta bir tur attık ve acıkmış karnımızı doyurmak için bir yer bakındık ve sanırım kocamın kısmeti bizdeki ganyan bayileri gibi bir yere denk geldik. Birer sandviç ve bira sonrasında otele döndük ve yaklaşık 1 - 1,30 saat kadar dinlendik.
Paris'te dolaşıyorsanız, hele de turistseniz ve bir tura dahil değilseniz, ulaşımdaki en akıllıca alternatifiniz, elbetteki muhteşem metroları. Biz 3 günlük pass bilet aldık. Çok da rahat ettik.
Notre Dame Katedrali, dünyanın ilk ve en ünlü gotik katedrallerinden. İnşaatına 1163 yılında başlanmış ve tamamlanması 1345'leri bulmuş. Bizim Beyoğlu'ndaki St.Antuan Kilisesi'nden de anımsayabileceğiniz tipik iki kulesi, gülbenek motifi, uçan payandaları ile gotik dönemin çok önemli temsilcisi.

Biz yaklaşık yarım günde Mona Lisa'yı, Milo Venüsü'nü, Napolyon'un Apartmanı'nı, muhteşem heykel bölümünü ve elbetteki cam piramidin altındaki mağazaları gezdik. Gitmeden önceki fantazimi de gerçekleştirip Starbucks'ta kahvemi de içtim.









