Mitoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mitoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Temmuz 2012 Perşembe

Yunan Mitolojisi 101: Oniki Olimposlular

Bildiğiniz gibi mitoloji, bir din veya bir halkın kültüründe tanrılar, kahramanlar, evren ve insanın yaratılışına dair tüm sözlü ve yazılı efsane birikiminin ve bu efsanelerin doğuşlarını, anlamlarını yorumlayıp, inceleyen ve sınıflandıran çalışmalar bütünüdür.
Yunan mitolojisi ise, Yunan tanrıları, tanrıçaları ve kahramanları hakkındaki hikâyelerden oluşan sözlü edebiyatla yaratılmış ve yaygınlaşmış bir mitolojidir.
Genel olarak Yunan mitolojisi, Yakın Doğu ve birçok Avrupa mitolojosini etkilemiştir. Yunan Tanrılarının her biri Romalılar tarafından kabul görmüş ve farklı isimler kullanılmıştır. Roma mitolojisi nerdeyse tamamen Yunan mitolojisini baz almıştır. Yunan mitolojisindeki efsanelerde çoğu eski Yunan tanrıları insan şeklindedir.
Yahudilikteki Oniki İsrail kabilesi, Hristiyanlıktaki İsa'ın 12 Havarisi, Alevilikteki Oniki İmam gibi bir çok mitte karşımıza çıkan 12 sayısı, Yunan Mitolojisi’nde de tanrıların sayısı olarak karşımıza çıkıyor.
Yunan Mitolojisi’nde, seçilmiş 12 tanrı (5 kadın ve 7 erkekten oluşur) Olimpos Dağı'nda oturur. Bu yüzden de adları Oniki Olimposlular ya da sadece Olimposlular’dır (Olimpiyan). Bunlar, Dünya'nın yöneticileri olan tanrılar grubudur. Kendilerinden önceki tanrı grubu olan Titanları, Titanlar Savaşı’nda yenerek yönetimi ele geçirmişlerdir. "Tanrıların Kralı" sıfatıyla Zeus, Olimposluların lideridir. Kraliçe sıfatı ise, Zeus'un eşi Hera'ya aittir. Olimpos adı Yunanistan'ın en yüksek dağı olan Olimpos Dağı'ndan gelir. Tanrıların dağın zirvesinde bulutların arasında sarayları olduğuna inanılır. Hades'in yeraltında, Poseidon'un denizin altında olmak üzere Olimpos dışında da sarayları vardır. Ayrıca Demeter ve Hestia örneklerinde olduğu gibi tanrılar isterlerse Olimpos'tan tamamiyle ayrılabilirler ya da Herkül gibi yeni tanrılar ya da Ganymedes gibi ölümlülerde Olimpos'a kabul edilebilir.

Olimpos tanrıları başlıca iki gruba ayrılır. Birinci kuşak denilen ilk doğanlar, Titan soyundan gelir. İkinci kuşak tabir edilen sonradan doğanlarsa tamamiyle baş tanrı Zeus'un çocuklarıdır. Bu durum yalnız iki istisnası vardır. Kimi kaynaklar, Afrodit'in, Titan Kronos'un babası Uranos'un denize düşen cinsel organından doğduğunu, Titan soyundan geldiğini öne sürer. Diğeri de Hephaistos'tur; bazılarına göre tanrıça Hera, Hephaistos'u tek başına doğurmuştur.
Oniki Olimposlu, kimi kaynaklarda farklı farklı gözükür. Aşağıdaki listede asıl olan 11 tanrı ve 12. tanrı olarak adları geçen tanrılar yer almaktadır;

-          Zeus / Jüpiter                   : Gökyüzü ve Yağmur Tanrısı – Baş Tanrı

-          Poseidon / Neptün        : Deniz Tanrısı – Zeus’un Erkek Kardeşi

-          Hera / Juno                       : Evlilik ve Kadın Tanrısı – Zeus’un Karısı

-          Afrodit / Venüs                : Aşk ve Sevgi Tanrısı - Zeus’un Çocuğu

-          Athena / Minerva          : Bilgelik Tanrısı – Zeus’un Çocuğu

-          Ares / Mars                       : Savaş Tanrısı – Zeus ile Hera’nın Oğlu

-          Apollon / Apollon          : Sanat ve Kehanet Tanrısı - Zeus’un Çocuğu

-          Artemis / Diana              : Avcılık ve Kırsat Hayat Tanrısı - Zeus’un Çocuğu

-          Hephaistos / Vulcan     : Ateş Tanrısı – Hera’nın Oğlu

-          Hermes / Merkür           : Tanrıların Habercisi ve Ticaret Tanrısı - Zeus’un Çocuğu

-          Dionysos / Bakküs         : Üzüm, Şarap, Eğlence Tanrısı

12. Tanrı olarak adları geçenler:

-          Hades / Pluto                   : Yeraltı Tanrısı – Zeus’un Erkek Kardeşi

-          Demeter / Ceres             : Tahıl ve Toprak Tanrısı

-          Hestia / Vesta                  : Aile Tanrısı – Zeus’un Kız Kardeşi

* İtalik yazılanlar Yunan Tanrılarının, Roma Mitolojisi’ndeki adlarıdır.

6 Temmuz 2012 Cuma

Rönesans'ın 3 Dahisi ve Biraz Daha Michelangelo...

Rönesans'ın 3 büyük dahisi Michelangelo, Leonardo ve Raphael, 1 Haziran'da, Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi (MSGSÜ) Tophane-i Amire'de, bir kez daha bizlerle buluştu.

Arter Tasarım, MuseoIdealeLeoanardo ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi işbirliği ile düzenlenen serginin, dokunmatik ekranlar ve interaktifler ile Türkiye'de gerçek anlamda hayata geçirilen ilk interaktif sanat sergisi olma özelliğini de taşıyormuş.

Biz de, Michelangelo'nun ünlü Sistin Şapeli'ndeki eserlerini, Davud heykelini, Leonardo'nun "Son Yemek" freskini, anatomi çalışmalarını, "Vitrivius İnsanı'nı, Raphael'in ise "Atina Okulu" freskini görmek için, çok sıcak bir İstanbul yaz gününde düştük yollara…

Sergi genel anlamda çok başarılı ancak unutulmaması gereken şey, Davud heykeli dahil, Leonardo’nun taslaklarının maketleri hariç, her parçanın ya reprodüksiyon, ya fotoğraf ya da görüntü olduğu. Ancak hem sergileniş, hem de kurgulanış açısından oldukça etkileyici ve bilgilendirici olduğunu söylemeliyim. Hem girişte verilen kulaklıklardan ulaşabileceğiniz eser bazındaki anlatımlar, hem de interaktif ekranlardaki özellikle sanatçıların yaşadığı dönemle ilgili bilgiler, sizi 16. yy Avrupası içinde dolaştırıyor. Benim ayrıca hoşuma giden detay, “Biz o aralarda ne yapıyorduk?” şeklinde ifade edebileceğimiz, 16. yy’da, Kanuni Osmanlısının, yani Mimar Sinan Dönemi’nin eserlerinin de (Selimiye Camii, Süleymaniye Camii, Mimar Sinan Körüsü vs) paralelde gösterilmiş olması ve bunun suratımda oluşturduğu “E hiç de fena şeyler yapmamışız!” gülümsemesi…

Hani derler ya, “Evren’e sor, cevap gelsin!”, işte bana bu sergi sonrasında böyle bişey oldu. Dolayısıyla o bilgileri de sizlerle paylaşmak istiyorum.

Sergiyi gezerken, Michelangelo’nun resimlerindeki kadın figürlerinde bir anormallik fark ettim. Çoğunluğu sanki erkek bedenine dışarıdan göğüs yapıştırmış gibiydi. Şekilsiz ve orantısı. Açıkçası orada bu konuyu konuştuk ama sonrasında fazla da araştırmadım.

Hafta başında Gregory Funaro’nun “Heykeltraş” isimli romanını okumaya başladım. Konuyu, insanları öldürüp bunları Michelangelo’nun eserlerine benzeten bir seri katil ve cinayetleri araştırırken Michelangelo konusunda uzman bir sanat tarihi profesöründen yardım alan FBI şeklinde özetleyebilirim.

Kitap içinde olaylar gelişirken FBI’daki yakışıklı ajanlarla birlikte sanat tarihi profesöründen Michelangelo hakkında şu detayları öğreniyoruz:

-      Michelangelo eşcinselmiş.

-      Michelangelo’nun sanatında yatan ve eski Yunanlılara kadar uzanan klasik geleneğe göre, erkek vücudu estetik açıdan kadın vücudundan üstünmüş.

-      Yunan erkekleri ilahi güzelliği, yalnızca erkek vücudunu inceleyerek tecrübe edebileceklerini, ancak bu şekilde Tanrılar’ın ışığında yürüyebileceklerini düşünüyorlarmış.

-      Bunu Michelangelo’nun çoğunluğu erkek figürlerinde görmek mümkünmüş. Kadın figürler onun için çok önemli değilmiş, hatta kadın anotomisi hakkındaki bilgi eksikliği – göğüslerin yerleşimi, erkek hatlarına sahip kadın figürler – Michelangelo’nun eserlerinde hemen göze çarparmış. (Vallahi çarptı J) Örneğin ünlü eserlerinden biri olan Rome Pieta’da Madonna’nın tuhaf göğüsleri ve İsa figürüne nazaran daha iri hatları vardır. Bunun yanı sıra neredeyse tüm vücudu kaftanla örtülüdür., Michelangelo neredeyse onu gizlemek için yapmış gibi…

Eğer tüm bu bilgilerin ışığında, 16. yüzyıl İtalya'sının en ünlü üç ustası Michelangelo, Leonardo ve Raphael'in bilim ve sanatta nasıl izler bıraktıklarını anlatan The Great Masters sergisini gezmek, Leonardo’nun Vitrivius İnsanı önünde fotoğraf çektirmek, Davud’a dokunmak, Leonardo’nun o dönemde tasarladığı savaş aletlerinin önünde bir saygı duruşunda bulunmak isterseniz, 31 Temmuz’a kadar vaktiniz var, kaçırmayın.

25 Şubat 2009 Çarşamba

Pheobus & Boreas...



Geçtiğimiz cumartesi için çok yoğun, bir o kadar da - kendimce - keyifli program yapmıştım. Sabah annemle beraber Bahçeşehir'e pazara gidecektik. Öncesinde Zilli'yi bıcıbıcıya bırakacaktık. Sonra da ablama gidip 1,5 aylık hasretimize son verecektik. Sonra da akşamki arkadaşımızın nişanı öncesi kuaföre yetişecektim. Lakin Murphy denilen sanal şahsiyet bir kez daha devreye girdi ve cuma akşamüstü saat 16,45'te, patron, cumartesi günü ağırlanması gereken misafirlerimiz olduğunu, adamcağızın eşi ile birlikte geldiğini ve mümkünse sabah 10.00'da otellerinden alınarak, tarihiyarımada turu yapmak istediklerini söyledi. Elbette emir demiri kesti ama ben en hafif ifade ile yıkıldım. Kısacık sürede bütün programlarım ve Zilli'nin banyo randevusu iptal edildi, ertesi gün için ayarlamalar yapıldı.

Cumartesi sabahı, bizim ihtiyarlar heyetinin profesyonel rehber üyesi abimle beraber yola çıktık. Hava "soğukluğu" -1'lerde dolaşırken misafirleri önce Sultanahmet Camii'ne, oradan da Ayasofya'ya götürdük. Şansımıza hanım çok ilgili ve kısmen de bilgiliydi. O sordu, bizim ihtiyar anlattı, o sordu bizim ihtiyar anlattı, bitmedi de bitmedi. Havada Teodora'nın hayatı, 4.Haçlı seferi, 12.yüzyıl öncesi mozaik sanatının sonraki döneme göre ne kadar yavan ve yüzeysel uygulandığı gibi konular uçuşuyor. Normalde çok keyif aldığım konular o soğukta gittikçe ağırlaştı da ağırlaştı. Halimi görseniz ağlardınız. Kendimi Kapalıçarşı'ya zor attım. Havuzlu'da içtiğimiz tavuk çorbası beni biraz kendime getirdi ve devam edebildim. (Evet Miniş, kulaklarını çınlatarak beğendili döner de yedim :)))

Orada günün geri kalanı için program yaparken, hanım gümüş, tercihen antika küpe almak istediğini söyleyince direkt Bedesten'e gitmeye karar verdik. Hayır, kendim için hiç bişey istemiyordum :)))

Bedesten'de karı koca bir dükkanın önünde takılırken biz de ihtiyarla diğer tarafataki bir tanenin önünden geçerken gördük asılmakta olan tabelayı. "Phebus" Bi yerden hatırlıyorum ama yok çıkmıyor. "Ne demek?" diye sorduk. Sanat Tanrısı'nın adı dediler. Ay bişi yanlış geliyor ama bulamıyorum. Neden sonra aklıma geldi.

Biz lisedeyken ("High School" deyince kocam kızıyor da :) ingiliz edebiyatı dersinde okuduğumuz, Traditions in Litrature diye, ansiklopedi gibi bir kitabımız vardı. O kitapla biz, önce edebi kavramlardan başlayarak edebiyatın ingilizce karşılığını öğrendik, sonra da sırasıyla bunların şiir ve düz yazı uygulamalarını gördük. Sonra da yunan, rus, ingiliz gibi dönem ve tarzları okumuştuk. İşte orada okuduğum hikayelerden biriydi bana bu kelimenin çağrıştırdığı ve bu yazıya adını veren. La Fontaine'in Pheobus&Boreas'ı. Hikaye, Güneş Tanrısı "Pheobus" ile Rüzgar Tanrısı "Boreas'ın" girdiği iddia ile, iyi niyet ve nezaketin, her zaman kötülük ve zorbalıktan daha iyi olduğunu fabl tekniği ile anlatıyor.

Ben diyorum Pheobus, Güneş Tanrısı, adamlar iddia ediyor Sanat. Pazartesi dükkana gelince biraz araştırma yaptık ve esasında hepimizin aklı olduğu çıktı ortaya.

Phebus veya Pheobus, Oliympos Tanrıları içinde güzel sanatları ve güneş ışığını temsil eden Apollon'un, latince ismiymiş.


* "Pheobus &Boreas", Gustav Moreau...
Blog Widget by LinkWithin

Etiketlerim..

...

"Hayat, özellikle, yazılanları okumak, çekilenleri seyretmek ve tabii ki pişirilenleri yemek için çok kısa, biraz koşmak lazım... "
myspace graphics

Free Counters

Hayatın İçinden...

 

Divitim... | Creative Commons Attribution- Noncommercial License | Dandy Dandilion Designed by Simply Fabulous Blogger Templates