8 Ağustos 2007 Çarşamba

Aşk...

Oldukça gecikmeli olarak izledim, Jude Law, Jennifer Tilly ve Gretchen Mol'un başrollerini paylaştığı, "Yan Odadan Melodiler - Music From Another Room" isimli filmi. Yapım yılı 1998. Oh, maaşallah neredeyse 10 sene rötar. Neyse zararın neresinde dönersek kardır, di mi? Film çok keyifli bir romantik komedi ama bir taraftan da eğer aynı frekansa girebilirseniz, çok da düşündürücü.

Filmin başlarında tüm aile bir akşam yemeği için masaya oturuyor. Danny'de (Jude Law) misafirleri. Aileden biri soruyor; Aşk sence nedir?

"Hani" diyor, "yan odadan sevdiğiniz bir melodiyi duyup eşlik etmeye başlarsınız, sonra kapı kapanır, tren geçer, sesler birbirine karışır ve siz melodiyi duyamaz olursunuz ama kendi kendinize devam edersiniz. Sonra müzik yine duyulmaya başladığında bir bakarsınız ki tam olarak aynı yerde, aynı sözleri söylemeye devam ediyorsunuz. İşte aşk böyle birşedir."

Bu sahneyi 3 kere başa sarıp izledim. Film bittikten sonra da düşünmeye başladım, Aşk Nedir? diye.

Aklıma ilkokul yıllarım geldi. O zaman aşk, bir suydu içip içip kudurduğumuz. Sonra da, yüzlercesinin arasından, Tarkan'ın şarkı sözleri geldi aklıma "yıllar yılı gülmedi yüzüm, buralara doğmadı güneş, ben hep güzüm, baş edemedim, ben aşksız edemedim, medet umdum, hep fani para puldan, anladım yalan dünya malı, yalnız edemedim, ben aşksız edemedim..."

Uyku tutmadı, gecenin bi körü internete girdim. Türk Dil Kurumu'na göre "Aşk", arapça kökenliymiş ve "Aşırı sevgi ve bağlılık duygusu, sevi" demekmiş. "Kavuşamazsanız, aşk olur." demiş Aşık Veysel. "Mutlu aşk yoktur" demiş Aragon ve "Mutlu aşk yoksa, aşkın bunda suçu ne?" diye sormuş Ahmet Altan. Pınar Kür'e göre ise, "Ask, bir aynaya bakmaktır, kendini ne kadar güzel görürsen o kadar aşık olursun...". Newton ise, "Aşk köprü kurmaktır. İnsanlar köprü kuracaklarına, duvar ördükleri için yalnız kalırlar." demiş.

Ekşi Sözlük'te, tam 219 sayfalık giriş yapılmış, Aşk için. İşte 5466 giriş arasından gözüme takılanlar;
- "Sabah uyanmanızın bi anlamı olması...", (creep)
- "Aşk almadan vermektir.", (cyrus)
-"Aşıklardan biri banyo yaparken, diğerinin yarım metre uzağında tuvaletini yapmaktan çekinmemesidir", (sis)
- "Aşk odur ki, karşınıza yirmi tane huri getirseler gözünüze duvar kerpici gibi cansız görünür.", (1)
- "Onun buralarda, bu şehirde biyerde olduğunu, aynı yollarda yürüdüğünü bilmek ve bunun mutluluk vermesidir. Karşındakini sadece varolduğu için sevebilmektir.", (645)
- "Okyanusun en derin yerinde nefes almaktır.", (Dizzyangel)
- "Çingene çiçekçinin söylediği ilk rakamı ödemektir.", (Dr. Henry Jekyll)
- "Çivinin çiviyi sökmemesi halidir.", (Bilimum)

Sahi nedir aşk?

2 Ağustos 2007 Perşembe

Evet, Sizi Beğenmiyorum...


Dünyayı kasıp kavuran diziler ve bizimkiler arasındaki farklar bile, en azından bu konuda muhassır medeniyetler seviyesine ulaşmak için daha kaç fırın ekmek yememiz gerektiğinin bir göstergesi bence.

O beyinler bir adaya düşen uçaktaki insanlarla ilgili 6 senelik bir kurgu yapıp, komplo teorileriyle tüm dünyada izlenme ve fikir üretme açısından rekor kırarken bizimkiler, hala gözlerini pörtletmeyi oyunculuk, aşiret kültürü üzerine varyasyonlar geliştirmeyi ise yaratıcılık sayıyor.

Bizim dizilerimizde bütçeler minimum, oyunculuk deseniz yapmacık, senaryolar ise tutarsız, birbirinin tekrarı ve inandırıcılıktan çok uzak.

Geçen gün Gülse Birsel’in ropörtajında okudum: “Psikologlar Avrupa Yakası’nı, gülerek deşarj olsun diye hastalarına tavsiye ediyormuş.” Gerçekten inanmak istemiyorum. Bir ikisi haricinde kalan tüm dejenere karakterler, zaten bozuk olan toplum yapısını ve algı düzeyini daha da aşağıya çekiyor bence. Ya insanlar Gaffur gibi giyinip, futbol takımı kurdu. Bir ara da herkes Selin gibi konuşmaya başlamıştı.

Hal böyle olunca benim gibi düşünenler ister istemez farklı alternatifler aramaya başlıyor. Bu noktada da ya CNBC-E ve Dizimax, giriyor devreye ya da ses getiren dizilerin geçmiş sezon dvd’leri..

Benim tercihlerimin başında, sanırım artık bilmeyenin kalmadığı, Lost geliyor. 3. sezonunu tamamladık. Kafamda bi sürü soru ile, bu eziyetin!! daha 3 sezon devam edeceğini açıklayan yapımcılara söylenmekle meşgulüm. Hele sezon finalindeki geleceğe gidiş, tüm teorileri altüst ederek, gidişatı bambaşka bir rotaya çevirdi. Yeni sezon, 2008 Şubat’ta.

Nip / Tuck, benim 2. sıradaki dizim. Siyah beyaz gibi karakterlere sahip 2 plastik cerrahın, oldukça gerçek ve detaylı ameliyat sahneleriyle destekli, hayatın birebir içinden hikayeleri. Ekim 2007 sonunda 5.sezonu başlıyor. Artık Hollywood’dalar.

“Save the cheer leader, save the world” sloganıyla ilk sezonunu tamamlayan Heroes, birbirinden farklı, doğaüstü güçlere sahip kahramanların hikayelerini anlatıyor. 1. sezonda onlar dünyayı kurtarmaya çalışırken biz onları ve hikayelerini tanıdık. 2. sezonun ilk bölümü 1600’lerde başlıyor.

Alias ise, CIA’de çalıştığını zannederek, ona karşı bir grubun içinde yer almak zorunda kalan, bunu öğrendiğinde de CIA’e başvurarak çift taraflı ajan olan Sydney Bristow'un 5 sezon süren hikayesini anlatıyordu. Ama ne hikaye, Amerika’dan Uzakdoğu’ya, Afrika’dan kutuplara.

Bunların arasında hiç sıkılıp da yarım bıraktığın yok mu derseniz, 24 ve Battlestar Galactica var. 24’e 3 sezon dayanabildim (şu anda 6 sezon oynadı, en az 2 sezon daha devam etmesi planlanıyor), diğerini ise 1. sezonun ortasında bıraktım.
Blog Widget by LinkWithin
Bu gadget'ta bir hata oluştu

Etiketlerim..

...

"Hayat, özellikle, yazılanları okumak, çekilenleri seyretmek ve tabii ki pişirilenleri yemek için çok kısa, biraz koşmak lazım... "
Free Counters

Hayatın İçinden...

 

Divitim... | Creative Commons Attribution- Noncommercial License | Dandy Dandilion Designed by Simply Fabulous Blogger Templates