Gazete etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gazete etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Temmuz 2009 Perşembe

Siz Uyurken*...

DÜN gece siz yatağınızda uyurken, dünya saatte 110 bin kilometre hızla yol aldı.
Gemiler geçti Boğaziçi’nden.
Bebeği oldu Tokat’ın köyünden Bergül’ün.
Siz uyurken...

Afrika’da otuz yedi çocuğu öldürdüler gerillalar.
Yeryüzünde tam 500 milyon çift sevişti.
Ve 165 bin insan öldü dün gece.
Yarısı gençti...
Sancıları tuttu yoğun bakımdaki hastaların.
Dün gece ne çok şey oldu bilemezsiniz...
Siz uyurken...

Siz uyurken fareleri kovaladı kediler.
Turna sürüleri geçti çatıların üzerinden.
Tırtıllar erikleri yediler.
Teröristler sine sine karlı dağlardan inip mayınlarını döşediler geçitlere.
Asker annelerinin gözüne uyku girmedi yine dün gece...

Siz uyurken ne çok şey olur.
Çocuklarımızın marşlarını aldılar ellerinden, zafer türkülerimiz anlamsızlaştı.
Çağdaşlığa dönük yolumuz...
Devrimlerimiz...
Geleceğimizi kaybettik; siz uyurken...
Rüyalarımız vardı; medeni, güçlü, özgür, aydınlık, demokrat, mutlu bir ülkenin yüzü gülen insanları olmanın o hoş rüyası...
Oysa kâbuslar var gecelerimizde...
Şaşkın-umutsuz gençlerimiz yine gizli gizli ağladılar... İşsiz babaların gözüne uyku girmedi... Çocuklarına güzel bir dünya isteyen o yürekli çağdaş kadınlarımız endişeliydi yine dün gece...
(.......)
Tuzakları gece kurarlar...
Hesaplar, sinsi planlar...
Pusular...
Ve nasıl olduysa, devrimlerimizi savunmak birer suçmuş gibi yapışır oldu yakamıza...
Aydınlığımızı aldılar elimizden.
Siz uyurken...

* Bekir Coşkun, Hürriyet Gazetesi, 2.7.2009

25 Eylül 2007 Salı

Çaresizlik...

Gölgenden çekip gitmektir...
Bazen bir keliemyi bulmaya çalışmak.
O kelimeyi bulduğunda..
Onu yanlış yazdığını
son anda fark etmek.
Ve düzeltememektir.
Çaresizlik...
Nihayetinde o dudağı öpmek
Ve, yıllar sonra bir öğle vakti
bir başka dudağın
o dudak tarafından tutkuyla öpüldüğünü
o dudaklardan duymaktır...
Çaresizlik
Şövalyeliktir.
Bir kadını ölesiye sevmek.
gemileri yakmasını izlemek
yaktığı gemiye filika olmaktır.
Nihayetinde,
terk edilen filika olmaktır.
Çaresizlik
Aynalara sır olmak.
Suretlere suret olmak.
Çekip gittiklerinde
Sırrınla bi başına
Kalmaktır.
Çaresizlik
Bir fani sigaraya ateş olmak.
Ruhunu duman,
bedenini kül kılmaktır...
Çaresiziik
Sıfat olmak...
Yüklem olmak...
Ama özne olamamaktır.
Çaresizlik
Şişeye hapsettiğin bir sırrı
dalgalarda özgür bırakmaktır.
Çaresizlik
Tek çaredir.
Bazen...
Çaresizlik
Söyleyememek ve susmaktır bazen.
Çaresizlik
Mübarek bir ayda, bir kutlu ülkenin evlatları birbirlerini anlamak ve geleceğe bakmak yerine...
Keskin kılıçlar gibi lakırdıları karşılıklı sallarken söyleyecek söz bulamamaktır.
...

Serdar Akinan - Akşam Gazetesi / 24.09.2007

27 Haziran 2007 Çarşamba

Errare humanum est; perseverare diabolicum!*

“Lisedeki Almanca hocamız Dr. Kopp arada bir Latince atasözleri kullanmayı çok severdi. Bir gün Schiller’in ‘Der Taucher’ (Dalgıç) şiirini yorumlarken aklıma ‘merak’ kelimesinin Almancası gelmeyince bu kelimenin yerine bambaşka anlama gelen bir kelime kullanmışım... Benimle alay etmesine pek alınmış, hatta açıkçası çok üzülmüştüm. Dr. Kopp halime dayanamadı ve gülümsemesiyle beni küçük düşürmüş olabileceğini düşünerek yerinden kalkıp o ünlü Latince atasözünü tahtaya yazdı: Errare humanum est. Hata yapmak insanlara mahsustur.O andan sonra bu lafı dilime pelesenk etmiştim. Yaptığım her hatanın artık bir gerekçesi vardı: Errare humanum est!Hele o Bern’deki öğrencilik yıllarımda... Dr. Kopp sayesinde inanılmaz bir etki yaratıyordum çevremde. O yıllarda Viyana İmparatorluk ve Krallık Üniversitesi’nde doktora tezinin Latince yazılma mecburiyeti daha yeni kalkmıştı; yani Latince bir iki özdeyiş ve atasözü bilmek, etkili olmak istediğiniz entelektüel çevreler nezdinde size iyi itibar sağlıyordu. Tabii en çok kullandığım da yanılma ve hatayla ilgili olanıydı; kâh kendimi affettirmek, kâh karşımdakini avutmak için.Yine öyle uluorta bir ‘Errare humanum est!’ buyurduğum günlerden birinde, hâlâ ahbaplığımızı sürdürdüğümüz İsviçreli dostum Peter Schurter dedi ki: ‘Arkadaş, sen bu deyişi çok kullanıyorsun, ama sadece yarısını kullanıyorsun. Herhalde ikinci yarısını bilmiyor olmalısın!’. Hayli şaşırmıştım. Ben biraz küstahça ‘Neymiş bakalım ikinci yarısı?’ deyince şöyle dedi: Errare humanum est; perseverare diabolicum!* Hata yapmak insanlara mahsustur; hatayı tekrarlamak ise şeytanlara!"

Diye anlatıyor, bugün Akşam'daki yazısında Ali Saydam. Hem anlatımı, hem de içeriği çok hoşuma gitti. O konuyu, benim kestiğim noktada, Ayşe Arman'a bağlamış. Ben de kaç gündür bir iki çift laf etmek istiyordum, iyi denk geldi.

Konuyu bilmeyenler için özetleyeyim: Bir kaç hafta önce Ayşe Arman'ın, son günlerde çok popüler olan Secret (Sır) kitabının yazarı ile yaptığı ropörtaj yayımlanmıştı, Hürriyet Pazar'da. Bu haftasonu öğrendik ki, o yazı tamamen uydurmaymış. Ayşe soruları yayımcı kanalıyla kadına göndermiş, gelen cevaplara göre de yazıyı hazırlamış ancak malesef cevaplar kadından değil, Türkiye'deki temsilciden gelmiş.

Bu noktada da Ayşe, "Kandırıldım, dolandırıldım, hukuki yollardan hakkımı arayacağım" diye basbas bağırıyor. Ali Saydam' a göre de, olayı okurlarla paylaştığı ve kafasını devekuşu gibi kuma gömmediği için, krizi iyi yönetiyor. Bence ise, fena köşeye sıkışıp, çuvalladı.

Ben de okur olarak basbas bağırıyorum; "Ben de kandırıldım, dolandırıldım." Çünkü ben o ropörtajı Ayşe Arman, sanki yüzyüze yapmış gibi okudum, çünkü o öyle yazmıştı. Cümleler, jestler, cevaplardan soru çıkartmalar, hep bu şekildeydi. Yani bir noktada kendisine yapıldığını bilmediği şeyi o bizlere - okuyucularına - bilerek yaptı. Şimdi ben de mi hukuki yola başvurayım?
Blog Widget by LinkWithin

Etiketlerim..

...

"Hayat, özellikle, yazılanları okumak, çekilenleri seyretmek ve tabii ki pişirilenleri yemek için çok kısa, biraz koşmak lazım... "
myspace graphics

Free Counters

Hayatın İçinden...

 

Divitim... | Creative Commons Attribution- Noncommercial License | Dandy Dandilion Designed by Simply Fabulous Blogger Templates