25 Ağustos 2008 Pazartesi

Zilli'nin Günlüğü- 5


Bir kez daha merhaba. Belki biliyorsunuzdur, bizim yaşımızla sizin yaşınızın hesaplanması biraz farklı. Benim bildiğim kadarıyla köpeğin birinci yaşı = 21 insan yaşı, köpeğin ondan sonraki her yaşı = 4 insan yaşı. Yani zaman bildiğiniz gibi geçmiyor. Çok ama çok hızlı akıyor benim için. Şimdilerde 4 aylık olduğuma göre, bu hesapla, sizin yaşınızla 7 gibi oluyorum galiba. Son yazımı 1 hafta önce yazmış olsam da benim için yıllar geçmiş gibi, en azından aylar:))

Öncelikle sağlığımın çok ama çok iyi (maaşallah) olduğunu söyleyebilirim. Bağırsaklarım artık tamamen düzeldi. Bunda yediğim iğnelerin, kullandığım şurupların ve elbette değişen mamamın etkisi çok büyük. Bakın bu konu çok önemli. Mama diyip geçmemek lazımmış. Biz biraz zor yoldan öğrendik malesef. Özellikle annem çok üzüldü çünkü Bozcaada'da karşılaştıkları Oscar'ın anne ve babası, oğulları için yıllardır Hill's mama kullandıklarını söylemişti. Hem çok besleyiciymiş hem de koku yapmıyormuş. İlk mamam Hill's ti. Bilen bilir, biz genelde kuru mama yiyiyoruz ve mamalarımız çok büyük poşetlerde (15 kg +) satılıyor. İşte tam o büyük poşeti alacaklarken pet shoptaki abiler annemlere Enhance diye bir mama önerdi. Hem kilosuna göre daha uygun fiyatlıymış, hem de içinde %32 protein varmış. O gün annemlerin de acemiliğine geldi. Çünkü yüksek proteinin - hele ki tavuk ise - özellikle biz Golden'lerde alerji yaptığını bilmiyorlardı. o mamayı yediğim 3 hafta içinde çektiğimi bir ben bilirim bir de ayıptır söylemesi popom. İshal oldum, hazım problemim oldu. Daha ben size ne diyeyim. Mamamı değiştirdikten sonra inanmazsınız kaka miktarım yarıya düştü, kokusu ise neredeyse hiç kalmadı. Bir de söylemeden geçemeyeceğim, öbür mamayı içim pek almadığı için 4-5 seferde gide gele zor yerken bunu genelde tek seferde yalayıp yutuyorum. Artık mamam Hill's kuzu etli & pirinçli. Herkese tavsiye ederim.

Biz yeni yaşıyoruz, meğer köpek sahiplerinin arasında birbirlerine hediye götürme adeti varmış. Hatırlarsınız küçük anneannem Niloş sevdiğim krakerlerden getirmişti, Belloş abla, parfümden şampuana, çok sevdiğim kemirme ayakkabılarından araba muşambama kadar bisürü şey gönderdi bana. Son olarakda Gaye abla yolda kakamı içine koyup atabileceğimiz, tasmama veya ipimin tutacak yerine takılabilen, sizin buzdolabı poşetleri mantığında çalışan bir sistem almış. Çok pratik, annemin işini çok kolaylaştırdı.

Benim tuvalet olayı düzelince ve elbette biraz daha büyüyünce sabah babam, akşam da annemle yaptığımız yürüyüşler pek bi keyiflendi. Ama galiba biraz da benim muzurluğumdan boyun tasması azıcık canımı yakıyordu. Ailem bunu fark edince hemen fotoğrafımda da görebileceğiniz, göğüsümü saran kırmızı tasmayı aldı. Artık yürürken daha rahatız. Ama geçen gece annemle yürürken ikimizi de çok korkutan bişey oldu. Bize sokak köpeği saldırdı. Ben hemen viyk! diye bağırıp annemin arkasına saklandım. Annem de aynı bir "Cesur Yürek" misali beni korudu. Hemen köpeği karşısına aldı, hiç kıpırdamadan durdu. Köpek de bir iki havlayıp, arkasını döndü ve uzaklaştı. O anda belli etmesede eve giderken ben merak edip geriye bakmaya çalışırken beni yürümem için çekiştirmesinden annemin de biraz korkmuş olduğunu hissettim.

Dün hani sizler için çok sıcaktı ya, inanın benim için de öyleydi. Emrullah Abi'nin eşi, Şişin ablanın ailesinin Çatalca denilen bir yerde evi varmış. Bizimkilerde orada mangal yapmak için sözleşmişti. Dün öğlene doğru yola çıktık. Arabayla bir yere gitmeyi - Ozan Abi hariç - çok seviyorum. Biraz etrafa bakınıyorum, biraz anneme kendimi sevdiriyorum, biraz oyuncaklarımla oynuyorum, vakit su gibi akıp geçiyor. Dün de gidiş çok eğlenceliydi. Oraya varınca, dedim ki herhalde cennetteyim. Kocaman bir bahçe, etraf yemyeşil. Bir oraya koştum, bir öbür tarafa. Kelebek kovaladım, çim yedim, patilerimi çok yanınca su kabımın içine sokup serinlettim sonra bu hoşuma gitti oyuna çevirdim, toprakla oynadım, gün sonunda ben çok eğlendim ama accayip kirlendiğim için annemi ufaktan şoka soktum. Ama o kadar yorulmuşum, o kadar yorulmuşum ki daha dönüş için arabaya biner binmez uyudum.

Uyudum.


Uyudum.

Ve eve gelip duş yaptıktan sonra da, daha bir gevşeyip ne babamın gol sevincine ne de annemin çamaşır asmak için etrafta dolanmasına kafamı kaldıramadım. Hatta sabah annemle babam konuşurken duydum, yorgunluktan ilk defa üzerinize afiyet horlamışım, annem de stereo oluyorsunuz diye bana kıyamamış da babamı uyandırmış. :))

Haftaya yazamayabilirim. Ailemle birlikte tatile çıkıyoruz. Benim için bir gece Şirince'de konaklayıp, daha aşağıda Sarıgerme diye bir yere gidecekmişiz. Her yer yemyeşilmiş, hatta galiba bir de denize gidecekmişiz. Banyo gibiymiş. Göreceğiz bakalım. Anlatacak bir sürü şey birikecek.

19 Ağustos 2008 Salı

İnternetimize Sahip Çıkalım...



Kampanya detayları için http://anafikir.com/sansur/.

Mahremiyet - Perri O'Shaughnessy

Radyoda yayın yaparken - galiba hala var - "Oldies But Goldies" diye bir furya başlamıştı. Ben bunları "Küflü Raflar Arasından" diye adlandırıyordum. Yanlış anlaşılmasın o müzikleri çok severim ama susmuyor deli yüreğim, ne yapayım? :)) İşte Perry O'shaughnessy'nin "Mahremiyet" isimli kitabını da kütüphanemin küflü!! rafları arasında buldum geçen gün. Düşünebiliyor musunuz, üzerindeki tarih 2005. 3 sene öncesinden alınmış ancak okunmamış bir kitabımın olması, benim adıma acıklı bir durum - du. Çok şükür bu ayıbı 4-5 günde temizledim.

Mahremiyet, Perry O'shaughnessy'nin -muhtemelen kimseye yazarın adını telaffuz edemeyeceğim - Nina Reilly serisinin ikinci kitabı. Malesef ben bunun böyle olduğunu, kitaba başladıktan sonra fark ettiğim için, hikayenin başını biraz kaçırdım. Sanırım Nina'nın boşanmasını, kürkçü dükkanına dönüşünü ve mahkeme salonunda vurulmasını filan anlatıyor ilk kitap (Karartma). Ama her seride olduğu gibi, bunun da içinde küçük küçük hatırlatmalar olduğu için olaylardan kopmuyorsunuz. 605 sayfalık, cep kitabı formatındaki Mahremiyet, bence başarılı bir ilk tanışma oldu. Hukuki gerilim tarzındaki kitabın dilini çok akıcı buldum. Sadece bazı yerlerde öyle cümleler geçiyordu ki, sanki içine Nina'nın da dahil olduğu, farklı bir son bekliyordum ama olmadı. Ben mi yanlış algıladım, tercümeden kaynaklanan bir sıkıntımıydı emin değilim. Ama güzel bir yaz kitabı, tavsiye ederim.

Bu arada yukarıda da belirttiğim gibi bu yazar - lar - ın ilk kez bir kitabını okudum. Bilmeyenler için öğrendiklerimi paylaşmak istiyorum. Perri O'Shaughnessy esasında iki kız kardeş ve "Perri", Perry Mason isimli, hiç suçlu bir müvekkili olmayan adama saygıdan ve kendi isimleri Pamela ve Mary'nin birleştirilmesinden oluşuyormuş. "O'Shaughnessy" ise İrlandalı babalarından gelen soyadları. İki kardeşte bir ucundan hukuğa ve yazım işine bulaşmış. Sonrasında birlikte kitap yazmaya başlamışlar ve Nina Reilly serisi ortaya çıkmış. 1995'ten beri birlikte her yıl bir kitap yazan kardeşlerin şu anda 13 adet eseri var. Sanırım sadece 2 tanesi dilimize çevrilmiş.

18 Ağustos 2008 Pazartesi

Zilli'nin Günlüğü- 4


Herkese birkez daha merhaba. Benim için yoğun geçen bir haftanın sonrasında yine buradayım. Yalnız düşünüyorum da acaba yazılarımın başlığını "Zilli'nin Haftalığı" mı yapsam? Malum büyüme çağında olduğum için zamanın çok dolu dolu geçiyor ve ancak haftadan haftaya yazmaya fırsat bulabiliyorum. Nasıl büyümüş müyüm?

Bu hafta itibariyle 1 aydır annem ve babamla yaşıyorum. Artık birbirimize iyice alıştığımızı söyleyebilirim. Mesela ben onları haftasonu uyurlarken rahatsız etmemeyi öğrendim, onlarda mesela benim ne zaman çiş - kaka yaptığımı, oyun (annemin tabiriyle azma) saatimin ne zaman olduğunu öğrendiler.

Sabah saatleri evde çok hareketli geçiyor. Hafta içi günlerde mamamı yedikten sonra beni babam dolaştırmaya çıkartıyor. Bakıyorum ilk zamanlardaki gibi sıkılmıyor, daha bir hevesli, enerjik. Anneme, ben yoldaki abuk subuk şeylere ilgi göstermeyip, güzel güzel yürüdüğüm için olduğunu söylüyor ama ben biraz da sabah beni sempatik görüp durduran, beni severken de babama adımı, cinsimi filan soran ablaların sıklığından şüpheleniyorum. Tamam babam benden faydalanıyor ama yazık 30 küsur yaşına gelmiş, koca göbekli babamın azalan! popülaritesine biraz katkım oluyorsa ne mutlu bana. :)) Çaktırmayın bu ara bi de küpe taktı, pek bi havalı benim babam.

Yürüyüş sonrasında eve geliyoruz. Annem patilerimi silip içeri alıyor beni. Bu arada babam giyinmeye başlıyor. Alın size bir tadından yenmez zaman daha. Çıplak bacaklarını yalamak, sarkan gömleğini yakalamaya çalışmak ama her şeyden önemlisi o giymeye çalışırken çoraplarını çekiştirmek en sevdiğim oyunlar.

Sonrasında babam gidiyor, annem de hazırlanıp baan en sevdiğim krakerlerden verip çıkıyor. Kalıyorum evde bi başıma. Sıkılmıyor muyum? Sıkılıyorum. Ama oyuncaklarım var, bir sürü, onlarla oynuyorum. Bu aralar koltuğun üstüne pati koyup yastıkları aşağıya indirmeyi keşfettim. Çok eğlenceli. Tabii bunu annemin görmediği zamanlarda yapmayı tercih ediyorum :)) Kalan zamanlarda da, hem bu aralar çok sıcak olduğu hem de ben daha bebek olduğum için uyuyorum.

Uyuyorum...


Uyuyorum...


Hastalığımla ilgili bayağı bir aşama kaydettik. Artık genellikle kakamı normal yapıyorum. Ama arada yine kötü kaka geliyor ve ben pek de farkında olamıyorum. Bu yüzden de geçenlerde salondaki halının üzerine yapmak zorunda kaldım :(( Bunu gören annem, nasıl desem çıldırdı. Evet, beni dövemedi ama o yüz ifadesi ve ses tonu bana çok şey anlattı. Beni hemen salondan çıkarttılar, annem arkadaşı Belloş ablanın ona tavsiye ettiği, kir, leke ve koku bırakmayan özel bir spreyle halıyı temizledi. Sonra da hiç bana bakmadan arka odadaki işinin başına döndü. Ay bi üzüldüm, bir utandım. Hiç yanlarına gidecek yüzüm olmadı. Hatta kendime ceza verip arka balkondaki en kuytu köşeye gidip sindim. Baktım biraz sonra annem geldi. Yüreği yine dayanamamış, beni öyle görünce çok şaşırdı, hemen babamı çağırdı. Benim ne kadar mahçup olduğumu görünce daha fazla dayanamayıp affettiler:))

Haftanın benim adıma belki de en önemli gelişmesi artık merdivenleri inebiliyor olmam. Aman ne büyük iş demeyin, çok korkuyordum ayrıca bu vesile ile kucağa alınmakda fena değildi ama hem vakti geldiğini düşündüklerinden hem de galiba artık ağırlaşmaya başladığımdan annemle babam saltanatıma son vermeye karar verdi. Öyle kolay pes etmedim tabii. Önce ayak koydum, yere kapaklandım ama annem yine benden dişli çıktı. Aynı yukarı çıkarken yaptığı gibi aşağıya inişte de ön patilerimi bir alt basamağa koydu, hafiften çekiştirdi sonra popomu aşağıya indirdi. Önce ön patilerim sonra arkalar derken baktım ufak ufak iniyorum. Hem de hiç korkacak bişi yokmuş. Yuppiii...

Sonra bi de aşıya gittik Cumartesi günü. Biliyorsunuz geçen haftakini olamamıştım hastayım diye. Hazır gitmişken bi de manikür ve pedikür yaptırdım. :)) Ozan abi sağolsun, son zamanlarda annemin kollarında iz bırakmama neden olan tırnaklarımı, dikkatli bi şekilde kesiverdi. Bi de törpü yapsa daha memnun olacaktım ama, çok sıcak olduğu için üstelemedim.

Hani geçen hafta bahsettiğim sehpa altı var ya, hani nasıl girip çıkmam gerektiğini babamın öğretiği, işte orası en sevdiğim oyun yeri oldu. Bütün oyuncaklarımı oraya getiriyorum, birini bırakıyorum öbürünü alıyorum. Yuvarlana yuvarlana kendimden geçiyorum.





Tüm oyuncaklarıma bu hafta annemin, küçük anneannem Niloş'un köpeği Badem'i oynarken gördüğü boş pet şişe de eklendi. Biraz gürültülü oluyor ama gerçekten çook eğlenceli.



Siz bilmiyorsunuz ama bugüne kadar üzerinde yatmam için konulan herşeyi diş kaşımakta kullanmayı tercih etmiştim. Dün baktım annemle babam ellerinde kocaman iki tane minderle geldiler. Bunlar annemin eski evindenmiş, galiba üzerlerinde annemle babamın kokusu olduğu için çok sevdim, hemen de benimsedim. Diğer postlar gibi parçalama değil de bende anne kucağı hissi uyandırdılar. Dün gece birini annemin birini de babamın tarafına koydular. Ben de ne yapacağımı şaşırıp bi onda yattım bi diğerinde. İkisinin de gönlü olsun :))

11 Ağustos 2008 Pazartesi

Zilli'nin Günlüğü- 3


Bir hafta aradan sonra tekrar merhaba. Daha önce yazmayı istemiştim ama geçtiğimiz haftayı hasta geçirdiğim için ancak şimdi fırsat bulabiliyorum.

Geçen pazartesi günü başlamıştı sıkıntım. Çişimi kakamı bir türlü istediğim gibi yapamıyordum. Hem canım yanıyordu, hem de devamlı tuvaletim varmış gibi bir duygu çok sevimsizdi. Önce pek oralı olmadık ama Salı günü Türkan teyze gün içinde 15 defa kaka yaptığımı - yapmaya çalıştığımı söyleyince, annem bir işkillendi. Sonrasında da aynı seramoni 2 saat içinde gerçekleşince beni ve kakamı!! kaptıkları gibi Ozan Abi'ye götürdüler. Annemle babamın eski arkadaşıymış. Onun da benim gibi bir Golden'i var ama büyük bayaa, 4 yaşındaymış, Pafi.

Dediklerine göre çok korktukları bir hastalık varmış ama benim sıkıntım o değilmiş. "Bir antibiyotik iğne yapıcam, bir de şurup vericem" dedi Ozan abi. Annem ben bakamayacağım diye arkasını dönünce masanın üstünde bir başıma kaldım. Üzerine iğneyi yiyince bir bağırmışım, size anlatamam. Nasıl canım yandı, nasıl yaktı o iğne. O esnada Ozan Abi beni sakinleştirmek üzere kucağına alınca, koyverdim çişimi üstüne. Ohhh! Sen misin benim canımı yakan. Sonra da onlar tedavimi konuşurken, geldim annemin ayağının dibine oturdum. Bi duyduğum, mamama lapa diye bişey ekleyecekleri oldu.

Eve geldik annem hemen mutfağa girdi. Az sonra bir kokular gelmeye başladı ki size anlatamam. Biraz sonra annem beyaz minik minik bişeyleri mama kabıma döktü. Esasında hep uyuyasım vardı ama kokuya yenik düştüm. Ay o ne lezzet, sizin tabirinizle yaladım yuttum.

O gece annem ve benim için çok keyifli geçmedi açıkçası. Neredeyse saat başı uyandım, çişimi kakamı yapmaya çalıştım, her seferinde azıcık yapıp yine yattım. Annemde her seferinde benim sesime uyanıp yanıma geldi, başımı okşayıp sevdi, gazetelerimi değiştirdi, yattı. Sonraki günler daha iyiydim ama tam toparladığım söylenemezdi. Bu süre içinde annemin bana gösterdiği sevgiye karşılık olarak, odalarında annemin yan tarafında uyumaya karar verdim. Zaten kapıları açık, çişim filan geldiğinde kolayca gazetelerime gidebiliyorum. Hem madem beni bu kadar seviyor, ben de bunun karşılığını vermeliyim, di mi?



Haftayı biraz öyle biraz böyle kapattıktan sonra cumartesi günü ailem, artık uslu bir çocuk olduğum için beni akşam gezmesine götürmeye karar verdiklerini söylediler. Nasıl sevindim anlatamam. Orada da bir köpek varmış ama kapalı tutacaklarmış ben gidiyorum diye. (Yani 1.5 yaşında bir Kurt olduğu için deği, aklınıza yanlış bişey gelmesin:) Bir bahçeye bir köpek yeter zaten. Ne öyle halk pikniği gibi.

Ama gideceğimiz yol uzun olduğu için öncesinde gidecekleri başka bir yere de beni götürmeye karar verdiler ki, arabaya alışayım. Bebeklerin kusma huyu filan oluyormuş çünkü. Öncesinde yolculuk esnasında rahat edeyim diye annem beni bahçeye çıkartınca, yaptığımdan ve şeklinden yine pek memnun olmamış olacak ki, programı değiştirip beni yine Ozan Abi'ye götürdüler. O da antibiyotiği tekrarlamayıve şurubunda sayısını arttırmaya karar verdi. Ama bu sefer annem yanımda olup başımı okşadığı için midir nedir canım neredeyse hiç acımadı, Ozan Abi'de önlüğünü kurtardı. Dolaşma programı ve o gün olmam gereken aşım iptal oldu, onlar gitmeleri gereken yere giderken, beni de eve istirahate bıraktılar.

Gün boyu evde dinlendikten sonra, akşam annemlerle beraber çıktım. İlk defa arabanın arkasında seyahat edeceğim için çok heyecanlıydım. Baktım arka koltuğu benim için düzenlemişler. Özel bir kılıf üstüne oturttular beni, çişim, kakam, kusmuğum veya dökülen tüyüm alta geçmiyor, onun üstünde kalıyormuş. Böyle hışır hışır bişey. Hatta ilk arabaya bindik, bir de oyun keşfettim, ben tırnaklarımı kılıfa sürtüyorum, babam da direksiyonu bırakıyor ellerini cama filan sürtmeye başlıyor, annem de kahkahalarla gülüyor. Sonra bana ters ters bakmasından anladım ki, benimle oynamıyormuş da o ses onu rahatsız ediyormuş. Uzatmadım, kestim bende, babamı mı kırıcam.

Size şunu gururla söyleyebilirim ki, misafirlikte annemle babamı hiç üzmedim. Yol boyunca çok usluydum. Oraya gittik, annem önce beni bağladı, sonra arkadaşlarının ısrarıyla serbest bıraktı, bol bol koştum, oynadım, arada uyudum ama hiç yaramazlık yapmadım. Karşılığını da ödüllerle ve bol bol sevilmeyle aldım. Biliyor musunuz? Ben ilk defa çime bastım. Nasıl güzel bir his, sanki halıda yürüyorum. Ama o kadar yorulmuşum ki eve zor geldim, yerime bile geçemeden neredeyse koridorda uykuya daldım.




Bir gece önce o kadar koşup oynayınca dün bütün gün dinlendim evde. Yalnız bişi öğrendim, onu anlatmam lazım size. Akşama doğru salonda oturuyoruz. Babam televizyon seyrediyor, annem kitap okuyor, ben de kemiğimi kemirip oyun oynuyorken yuvarlana sürüne sehpanın altına kadar girmişim. Sonra galiba çişim geldiği için çıktım, gittim çişimi yapıp geldim. Bi baktım benim kemikler sehpanın altında, tam ortada. Oradan denedim olmadı, öbür taraftan dolandım olmadı. Kafamı sokuyorum, sırtım girmiyor, kafamı çıkartırken vuruyorum, olmadı bi türlü. İşte bi hinlik seziyorum ama bulamıyorum. En sonunda babam dayanamadı, yanıma geldi. Hah! dedim sevecek beni hemen yattım, açtım kukuyu (babam o benim, ayıp yok :) tam sevdirme pozisyonu almışken "Yok" dedi, "şimdi sevme zamanı değil" E ne zamanı ki? Bana her an öyle. Neyse çevirdi beni sehpaya doğru, zorla ayaklarımı öne uzattı, kafamı da bir döndürdü, bi de ne göreyim benim kemikler karşımda. O anda anladım ki ona ulaşmak için eğilip sehpanın altına girmem gerekiyor. İki çalışmadan sonra hem kafamı vurmadan çıkmayı, hem de bu başarım karşılığında ödül bisküvimi kaptım.

Bugün sabah itibariyle sağlığımı sorarsanız kakam, babamın tabiriyle "sulu menemen" kıvamından annemin tabiriyle "cıvık hamura" dönmüş, biraz daha un lazımmış, ne demekse?

8 Ağustos 2008 Cuma

Günün Blog'u...


Dün birdenbire mail adresime Blograzzi'den yorum uyarıları düşmeye başladı. Açıkçası önce pek anlamadım. Gelen linke tıklayıp da sayfama gidince, çok keyifli yorumlarla karşılaştım. Bir tanesinde " :) Günün blogu, tebrikler" yazıyordu. Bu yorumlar, gururumu gıdıklamanın dışında yine bana bişey ifade etmeyince ana sayfaya gitmeye karar vedim ve gördüm ki "Divitim" 07.08.08 tarihinde Blograzzi'de günün blogu seçilmiş. Hayatımın diğer başarılarında belki bu kadar heyecanlanmamıştım. Sanki oskar almış gibi hissettim kendimi. :))) E bunun üzerine bi teşekkür konuşması gerekir di mi?

"Öncelikle hayatımın ışığı, enerjimin kaynağı, ruh eşim Kocişime, yazmam konusunda beni devamlı destekleyen kanımdan yakın ablalarıma, canımın canı anneme, yazılarıma konu olan herşeye ve elbette beni ana sayfaya taşıyan Blograzzi yetkililerine çok teşekkürler..."

Nasıl fiyakalı oldu, di mi? ;))

4 Ağustos 2008 Pazartesi

Zilli'nin Günlüğü- 2


Merhabalar, herkese iyi haftalar diliyorum. Sanmayın ki, biz köpeklerin de pazartesi sendromu yok. Var, hem de nasıl var. Niye? Çünkü haftasonunu benimle geçiren annem ve babam, yine bana mama parası kazanmak için işe gittiler ve ben evde yalnız kaldım :((

Geçtiğimiz haftayı misafir ve diş değiştirme haftası olarak özetleyebilirim sanırım. Bugüne bugün 3.5 aylık oldum ve şimdiden 4 tane süt dişim değişti. Ağrım sızım yok ama anlatamayacak kadar çok kaşıntım var. Ama köpeğin ailesi gibi yok biliyor musunuz? Halimden bir onlar anlıyor. Kaşıntı sırasında kullanabileceğim bi süre şey koydular önüme, ipler, toplar, kemikler de kapılara veya koltuklara sıra gelmiyor, sonra da fırça yemiyorum :)) Herkes mutlu yani. mesela geçen gün annem, bir örtü sermişti, üzerinde oynayayım diye, kokusundan mıdır nedir, bir lezzetli geldi bana. Arada çaktırmadan onu da kemiriyorum.

Ailede müthiş popülerim bu arada. Her arayan önce beni soruyor, çok hoşuma gidiyor. Bir sürü de gelen giden var.

Perşembe günü annemin ikiz yeğenleri geldi. Neredeyse benim kadarlar. Boy olarak yani. Biri benim gibi kız, biri de erkek. Erkek olanla çok iyi anlaştık. Bana hediye bir top getirmiş, hemen oynamaya başladık ama kız nedense korktu galiba. O küçük ben küçük neden korktu anlamadım. Ama annesinden de şüphelenmedim değil. Tam ben evime gelen misafire ilgi göstermek adına onları yalamaya giderken bir baktım ayaklarını koltuğa topladılar. Üşümüş de olamazlar, evimiz soğuk değil. Çözemedim bu işi. Hatta sonra annem daha fazla üzülmeyeyim diye beni odama götürdü.

Cuma günü ise annemle babamın çocukluk arkadaşları Emrullah abi ve Şişin abla geldi. Bana çok sevdiğim diş kaşıma kemiklerinden getirdiler. Şişin abla daha kapıda aldı beni kucağına, neredeyse hiç bırakmadı. Ben hissediyorum, annem ben şımarıcam, hep kucak isteyeceğim diye biraz huzursuzlandı ama sevene sevmemi diyecektim canım. Bir kucaktan diğerine gezdim bütün gece. Sonra bir ara evdeki vitrinin camının arkasında yabancı bir köpek gördüm. Hemen ailemi savunma pozisyonu aldım, önce biraz hırladım, sonra da iki havladım. O arada annem beni yanına çağırdı, zaten diğer köpek de benim üstünlüğümü ve evi sahiplendiğimi görünce benimle birlikte vitrinin camından kayboldu.

Cumartesi günü aşı günüm biliyorsunuz. Bu hafta kanlı ishal aşımı oldum. Evden çıkmadan bir baktım anneannem geldi. Söylediğine göre beni görmek için uğramış. Salona geçtiler, anneannem beni severken, annem de bir methediyor, bir methediyor beni. "Aman da ne zekiymişim, maaşallahım varmış. Tuvalet terbiyemi öğrenmişim, sadece gazetelere yapıyormuşum." Anneannem de dinliyor. Bir anda içimden bir muzurluk yapmak geldi. Annem lafını bitirmeden ben halının üzerine çişimi yapmayı bitirmiştim:))) Sonrasında bayağı bir fırça yedim ama özellikle annemin yüz ifadesini görmeniz gerekiyordu. Nasıl diyorsunuz, başından aşağıya kaynar su dökülmüş gibiydi. Tamam yapmam lazımdı biliyorum ama çocuk, hatta bebek olmak biraz da bu demek değil mi?



Dün bütün günü evde annem ve babamla geçirdim. Biraz mırıldadık, biraz uyuduk, biraz dolaştık. Mesela annem yemek yaptı. İçerideyken kapıyı kapatmıyor. Ama benim oraya girmem yasak biliyorsunuz. Ben de tam kapının önünde yatıyorum böyle zamanlarda. Sadece patilerimin ucu çizgiyi geçiyor o kadar. Acıktan bişi olmaz, di mi? Olmaz olmaz :))

Akşamüstü baktım kapı çaldı. Açtık. Hah! yine beni sevmeye gelen biri diye kuyruğumu sallaya sallaya kapıya gitmemle geriye kaçmam bir oldu. Gelenler küçük anneannem Niloş'un oğlu ve eşiydi ama bi de "Pati" Abla. O dokuz aylıkmış. Ama inanmazsınız, nasıl desem bana sanki 3 yaşındaymış gibi geldi. Ben küçücük kaldım yanında. Hemen bi koklaştık, tanıştık. Ama annem hafiften tırstığımı anlayınca beni kucağına aldı. Yaklaşık bi 15-20 dk ev bayağı bir haraketliydi. Hadi ben şaşırmıştım ama annemler benden daha çok şaşırmıştı. Benim de 3-4 ay sonra o kadar olacağıma inanmak istemediler.






Tabii, ayların verdiği tecrübe ile, Pati Abla benim fark etmediğim bi sürü detayı fark etti. Mesela evdeki akvaryumun içindeki balıklar ve annemin çiçekleri. Diğer tarafta o kadar eğitimli ki benimkiler şaşırdı. Otur, kalk, yat, dön, koş, gel git, dur. Hepsini biliyormuş. Mesela çay ikramı sırasında kesinlikle oturduğu yerden kalkmamış. Mış-muş diyorum ben o arada yine odama istirahate!! çekilmiştim. Sonra babam anlattı, bana da sordu; "Kızıııım, sen de büyüyünce Pati ablan gibi, söz dinleyecek misin?" Ben de iki mıykladım üzerine, "Niye dinlemeyecekmişim?" gibilerinden. Benim neyim eksik ki Pati Abla'dan...
Blog Widget by LinkWithin
Bu gadget'ta bir hata oluştu

Etiketlerim..

...

"Hayat, özellikle, yazılanları okumak, çekilenleri seyretmek ve tabii ki pişirilenleri yemek için çok kısa, biraz koşmak lazım... "
Free Counters

Hayatın İçinden...

 

Divitim... | Creative Commons Attribution- Noncommercial License | Dandy Dandilion Designed by Simply Fabulous Blogger Templates