19 Haziran 2008 Perşembe

Asla Vazgeçme - Harlan Coben

Bilen bilir "Harlan Coben" keşfetmiş olmaktan gurur duyduğum yazarların arasında ilk 5'te yer alır. 3 tane kitabı Babıali Kültür Yayıncılığı tarafından yayımlanmıştı, devamı gelmeyince biz de diğerlerini orijinalinden okumaya başlamıştık. Kitap boyunca milyonlarca düğüm atıp, kitabın sonunda da hiç sıkılmadan o düğümleri, hiçbir mantık sorgulamasına gerek bırakmayacak ustalıkta, çözen bir yazar Coben.

Geçen hafta, sanırım çarşamba günü akşamüstü 5 sularında, tam işlerimi tamamlamış, hafiften sörf yapmaya başlamıştım ki, Ideefixe'in yeni gelenlerinde Harlan Coben'in son kitabının türkçe olarak yayımlandığını fark ederek ufak çaplı bir çılgınlık yaşadım.

Anında çığlıklar atarak Miniş'i aradım. Perşembe günü Remzi'ye gitmemiz gerektiğini ve sebebini anlattım. O, tabii biraz da yaşının verdiği olgunlukla, önce beni biraz sakinleştirdi, sonra kitabı, %40 gibi dehşet bir indirimle satan Ideefixe'ten almam konusunda ikna etti. Dükkanda bizim bölüme yeni başlayıp, karşımda oturma şanssızlığını yaşamakta olan Çekirge ise, bu süreçte son derece şaşkın beni izliyordu.

Neyse, ben söz dinleyerek siparişimi internet üzerinden verdim ve kendisine pazartesi günü kavuştum. Elime geçtiğinde ufaktan sayfalarını karıştırıp, üzerine adımı ve aldığım tarihi yazarken Çekirge, "Bir haftada okuyabilir misin?" diye sordu. Ben kaşımı kaldırıp bakınca da "Tamam belki abarttım, hadi 2 hafta diyelim" dedi. "Eğer sararsa, maksimum 3 gün" dedim. Bugün, yani 2 gün sonra, kitabı bitirmiş ve detayları aktarmak üzere buradayım.

Coben'in bundan önceki kitabını (The Woods), orijinalinden ve gerçekten çok ama çok keyif alarak okumuştuk. Ancak itiraf etmem gerekiyor ki, Asla Vazgeçme, bence bir iki basamak daha altta bir kitap olmuş. Tarz yine Coben tarzı, anlatım yine çok bildik ama sanki konusu, dolayısıyla da kurgu biraz zorlama olmuş gibi geldi bana.

Çocuklarınındaki değişiklik yüzünden endişelenen ve onu takip etmeye başlayan bir anne - baba, intihar eden bir arkadaş, organ nakli için uygun verici bekleyen bir çocuk, sonrası düşünülmeden yapılmış hareketler, verilmiş sözler, çatırdayan ilişkiler... İşte kitabın özü...

Ben, bazı yazarlara yürekten bağlı olduğum ve ürettiği her eseri okumayı sevdiğim için, bunun da yanına bir artı koyup kitaplığımdaki yerine kaldıracağım ama ilk defa Coben okuyacaksanız Kimseye Söyleme, Başka Şansın Yok ve Karanlık Fotoğraf'tan başlamanızı öneririm.

13 Haziran 2008 Cuma

Altın Koza'nın Perde Arkasından...

Geçen hafta dükkanın yıllık kıdem ödül töreninin Adana ayağını gerçekleştirdik. Aynı günlerde de Altın Koza Film Festivali varmış ve neredeyse tüm Yeşilçam kadrosuyla aynı oteldeydik. En nihayetinde onlar da bizim gibi ama televizyondan veya perdeden seyrettiğin bir kişiyi kendi kurumsal kimliği ile görmek enteresandı, hele böyle yüksek dozda.

Bence;
* Rutkay Aziz ve Ediz Hun hala çok yakışıklı.
* Derya Alabora çok rahat ve sevimli. Ayağında şıpıdık terlikleri, üzerinde belki de pazardan alınmış penyesiyle devamlı ropörtaj verdi durdu. Jüri başkanıymış.
* Lale Mansur'un sesi bana çok itici geldiği için sevmem. Ama lobide otururken görmezden gelme şansınız yoktu. Dekolte V'si neredeyse diyaframına kadar açık bulüzünün altına öyle bir çamaşır giyip, göğüslerini sıkıştırıp ön plana çıkartmıştı ki, çevresindekiler başka şeye konsantre olmakta güçlük çekiyordu.
* Selda Alkor sanki biraz çökmüş gibiydi ama hala çok zarif ve hoştu.
* Hüseyin Avni Danyal, Kurtlar Vadisi'ndeki Bulut karakterinde olduğundan çok daha çekiciydi. Hele sabah kahvaltıdaki pis sakallı, keten gömlekli hali ile.
* Arif Erkin Güzelbeyoğlu (Memik Dede), Cihat Tamer ve genelde birlikte vakit geçirdikleri, simalarını çok iyi bildiğim ancak isimlerini çıkartamadığım, karakter oyuncuları çok sıcak ve samimiydiler. İsteyen kimseyi kırmayıp fotoğraf çektirdiler, sohbet ettiler.
* Mahsun Kırmızıgül evin yaramaz ve huysuz çocuğu modundaydı. Somurtuk, ukala bir suratla dolatı hep. Zaten sonra ödül alamadı diye protesto edip ayrılmış törenden.
* Yalçın Dümer niye oradaydı bilmiyorum ama havasını göreseniz geçen oskarı o aldı sanırdınız.
* Meral Okay, başlı başına bir karizmaydı. Bu kadar kompleksiz, bu kadar mı özgüvenli olur insan.
* Ezel Akay, aynı göründüğü gibiydi. Farklı bir enerjisi var o adamın.
* Tomris Oğuzalp, malesef çok yaşlanmış ve sanki ciddi bir de rahatsızlığı var gibiydi.
Blog Widget by LinkWithin
Bu gadget'ta bir hata oluştu

Etiketlerim..

...

"Hayat, özellikle, yazılanları okumak, çekilenleri seyretmek ve tabii ki pişirilenleri yemek için çok kısa, biraz koşmak lazım... "
Free Counters

Hayatın İçinden...

 

Divitim... | Creative Commons Attribution- Noncommercial License | Dandy Dandilion Designed by Simply Fabulous Blogger Templates