30 Aralık 2009 Çarşamba

Hayattan Ne Öğrendim...

Sonsuz bir karanligin içinden dogdum.
Isigi gördüm, korktum.
Agladim.
Zamanla isikta yasamayi ögrendim..
Karanligi gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanliga ugurladim sevdiklerimi...
Agladim.
* * *
Yasamayi ögrendim.
Dogumun, hayatin bitmeye basladigi an oldugunu;
Aradaki bölümün, ölümden çalinan zamanlar oldugunu ögrendim.
* * *
Zamani ögrendim.
Yaristim onunla...
Zamanla yarisilmayacagini, zamanla barisilacagini, zamanla ögrendim...
* * *
Insani ögrendim.
Sonra insanlarin içinde iyiler ve kötüler oldugunu...
Sonra da her insanin içinde iyilik ve kötülük bulundugunu ögrendim.
* * *
Sevmeyi ögrendim.
Sonra güvenmeyi....
Sonra da güvenin sevgiden daha kalici oldugunu,sevginin güvenin saglam zemini üzerine kuruldugunu ögrendim.
* * *
Insan tenini ögrendim.
Sonra tenin altnda bir ruh bulundugunu...
Sonra da ruhun aslinda tenin üstünde oldugunu ögrendim.
* * *
Evreni ögrendim.
Sonra evreni aydinlatmanin yollarini ögrendim.
Sonunda evreni aydinlatabilmek için önce çevreni aydinlatabilmek gerektigini ögrendim.
* * *
Ekmegi ögrendim.
Sonra baris için ekmegin bolca üretilmesi gerektigini...
Sonra da ekmegi hakça ülesmenin, bolca üretmek kadar önemli oldugunu ögrendim.
* * *
Okumayi ögrendim.
Kendime yaziyi ögrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazi, kendimi ögretti bana....
* * *
Gitmeyi ögrendim.
Sonra dayanamayip dönmeyi...
Daha da sonra kendime ragmen gitmeyi...
* * *
Dünyaya tek basina meydan okumayi ögrendim genç yasta...
Sonra kalabaliklarla birlikte yürümek gerektigi fikrine vardim.
Sonra da asil yürüyüsün kalabaliklara karsi olmasi gerektigine aydim.
* * *
Düsünmeyi ögrendim.
Sonra kaliplar içinde düsünmeyi ögrendim.
Sonra saglikli düsünmenin kaliplari yikarak düsünmek oldugunu ögrendim.
* * *
Namusun önemini ögrendim evde...
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk oldugunu;
gerçek namusun, günah elinin altindayken, günaha el sürmemek oldugunu ögrendim.
* * *
Gerçegi ögrendim bir gün...
Ve gerçegin aci oldugunu...
Sonra dozunda acinin, yemege oldugu kadar hayata da lezzet kattigini ögrendim.
* * *
Her canlinin ölümü tadacagini,
ama sadece bazilarinin hayati tadacagini ögrendim.
********
Ben dostlarımı ne kalbimle nede aklımla severim.
Olur ya ...
Kalp durur ...
Akıl unutur ...
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur ...

Mevlana

Avatar'dan Çıktım Yola...

İnanın haftasonundan beri sırf Hıncal Uluç bu filmi izleyip yazacak mı? Acaba yazdıkları benim kendisi ile ilgili fikirleri desteyecek nitelikte mi olacak? diye bekledim ve evet bugün Avatar'ı yazdı ve evet beni şaşırtmadı.

O konuya aşağıda tekrar döneceğim ama peşin peşin söyleyeyim James Cameron 10 senede, 400 milyon dolar harcayarak yaptığı bu film bir sanat şaheseri.

Konu belki biraz klasik hatta klişe. Dünyayı yiyip bitiren insanoğlu dünyaya 5 yıl uzaktaki Pandora'yı, küçücük bir parçası bile çoook para eden bir maden uğruna istila ediyor. Ancak gezegenin yerli halkı Na'vi'ler bizim yamyamlara pek de papuç bırakmak istemiyor haliyle.

Filmde oldukça büyük bir zeka ve emek var. Mesela sıfırdan Na'vice yaratmışlar. Bir sürü değişik hayvan ve bitki türü. Tüm gezegen bir renk cümbüşü. Sadece bizimkilerin gezegende kullandıkları araçlar biraz takoz sanki sanayide toplanmış gibi bir halleri var. Oraya az mesai mi harcanmış bilmiyorum.

Film iki buçuk saatten fazla sürüyor. Normalde bizim seansın bittiği saatlerde (00.45) 3. uykusunda olan ben tüm film boyunca gözümü bile kırpmadım.

Avatar'da kapitalizm var, vandalizm var, duygusallık var, umut var, umutsuzluk var, aşk var, inanç var, din var.

Bu filmi dvd'den izleyemezsin. Televizyonda izleyemezsiniz. İzleseniz de gerçek güzelliğini algılayamayabilirsiniz. O yüzden eliyüzü düzgün bir sinemada, ortaboy mısırınız eşliğinde real 3D versiyonunu izlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum.

Dönelim yukarıdaki Hıncal Uluç konusuna. Kendisini yıllardır okuyorum. Bir çok konu hakkındaki farkındalığımı arttırdığını söyleyebilirim. Ancak son 2-3 yıldır okuyucusu olarak öyle hissediyorum ki, hem kendisi üzerine bişey eklemiyor hem de benim.

Bir kere ülke gerçeklerinden çok uzak. Haftada en az 3-4 defa bir gösteri, konser, film tavsiye ediyor. Onun için çok güzel ama bilet fiyatlarından kesin haberi yok. Bu eleştiri kendisine yöneltildiğinde başlıyor "Biz Ankara'da mülkiye'de okurken, yemez içmez, gideceğimiz yere yürüyerek gider, muhakkak şunu bunu yapar, izlerdik". Bunun günümüzde ne kadar irrasyonel olduğunu bilmem anlatmama gerek var mı?

Artık özellikle onun yazdığı hiçbir film ve kitap eleştrisini okumuyorum çünkü resmen en ince ve önemli detayına kadar anlatıyor. E ne anladım ben bu işten. Nerede kaldı heyecan, nerede kaldı olayın sürpriz bölümleri.

Bir de artık kamuoyunu ters köşeye yatırmak gibi bir misyonu olduğunu düşünüyorum. Yılmaz Erdoğan'ın son filmi Neşeli Hayat'ı adamın başyapıtı yaptı, yere göğe koyamadı, bir gittik, resmen hayal kırıklığı. Bana göre Vizontele'nin tırnağı olamaz. Kötü mü? değil ancak yeni bişey yok. Yıllarca Kemal Sunal veya Şener Şen tarafından işlenmiş, zavallı adam hikayesinin bir versiyonu sadece. Olağanüstü kötü yeğen Ersin Korkut'un yanında Yılmaz Erdoğan, Büşra Peki ve özellikle Cezmi Baskın müthiş oynamış ama bir daha seyreder misin deseniz, ı-ııh. ha bir de demişti ki, tanınmamış oyuncularla çalışmış. Hadi maç vardı ÇGH'leri izleyemedin, Mutfak'tada mı izlemedin, gazetede okumadın. Tüm kadro filmdeydi.

Bugün de Avatar'ı yazmış. Bir saat yeterdi bu filme diye. Bu kadar bilgisayar animasyonu olunca insan 2012'deki gibi muhteşem sahneler bekliyormuş. Ayol biz o filmi gülmekten izleyemedik. Olağan üstü zorlama, klişenin tavan yaptığı bir eziyet silsilesiydi.

Çok dağıldı ama yazının özeti şu: Bence, Avatar muhteşem kaçırmayın, Neşeli Hayat'ı seyredin ama yeni bişey beklemeyin, 2012'den uzak durun, Hıncal Uluç'un kitap ve film tavsiyelerini okumayın.

24 Aralık 2009 Perşembe

2010 Kültür Başkenti İstanbul...

Hani bu aralar "miş miş te mış mış" diye de bir şarkısı olan bir reklam var, işte İstanbul'un Avrupa Kültür Başkenti olma hikayesi de biraz öyle, miş miş te mış mış.

Avrupa Kültür Başkenti fikri ilk kez 1985 yılında dönemin Yunanistan Kültür Bakanı Melina Mercouri tarafından ortaya atılmış. Aynı yıl Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi projenin kapsamını belirlemiş ve uygulamaya koymuş. 1985'ten 2000 yılına kadar Avrupa Birliği'ne üye olan ülkelerin kentlerinden biri Avrupa Kültür Başkenti olarak seçilmiş. 2000 yılına gelindiğinde, yeni binyıl nedeniyle Avrupa Kültür Başkenti unvanı hem birden fazla kente, hem de AB Adayı olan ülkelerin kentlerine verilmeye başlanmış. Liste şöyle:

1985 Atina -Yunanistan
1986 Floransa -İtalya
1987 Amsterdam -Hollanda
1988 Berlin -Almanya
1989 Paris -Fransa
1990 Glasgow -İskoçya
1991 Dublin -İrlanda
1992 Madrid -İspanya
1993 Anvers -Belçika
1994 Lizbon -Portekiz
1995 Lüksemburg
1996 Kopenhag -Danimarka
1997 Selanik -Yunanistan
1998 Stockholm -İsveç
1999 Weimar -Almanya
2000 Avignon -Fransa, Bergen -Norveç, Bologna -İtalya, Brüksel -Belçika, Helsinki -Finlandiya, Krakov -Polonya, Reykjavik -İzlanda, Prag -Çek Cumhuriyeti, Santiago de Compostela -İspanya
2001 Porto -Portekiz, Rotterdam -Holanda
2002 Bruges -Belçika
2003 Salamanca -İspanya, Graz -Avusturya
2004 Genova -İtalya, Lille -Fransa
2005 Cork -İrlanda
2006 Patras -Yunanistan
2007 Lüksemburg, Sibiu -Romanya
2008 Liverpool -İngiltere, Stavanger -Norveç
2009 Linz -Avusturya

Yukarıdaki listeden de görebileceğiniz gibi, Avrupa'da neredeyse kent kalmadığı için 2010 yılının Kültür Başkenti İstanbul oldu. Yani büyütülecek bişey değil. Hatta ben olsam Sibiu veya Cork'tan sonra gelen bir ünvanı, sağolun ben almayayım diye reddederdim.

Diğer taraftan bu kadar kötü hazırlanmış bir reklam kampanyası ile adamları bize sona bıraktıkları için haklı çıkartır nitelikteyiz. Hiç denk geldiniz mi bilmiyorum ama "Yeniden bak" sloganlı kampanya bir felaket. İstanbul'lular Kız Kulesi, Galata Kulesi ve Haydarpaşa İstasyon Binası'nı farklı bir gözle yeniden görüyor. Ama nedense Haydarpasa İstasyonu Taksim'de AKM'nin yerinde. Nasıl yani??

"4 Elementin Kenti" İstanbul konsepti için açıklama şöyle: "İstanbul, yüz binlerce yıllık tarihinde, üç büyük imparatorluğun başkenti, üç semavi dinin, birçok medeniyetin buluşma noktası ve en önemlisi çağlar boyunca birlikte yaşam kültürünün hayat bulduğu bir kent. Biz de yaşamın sırlarını simgeleyen 4 elementi bu kentin özellikleriyle birleştirdik ve projeleri Toprak, Hava, Su ve Ateş elementleriyle temsil ettik. Dedik ki: İstanbul, '4 Elementin Kenti' başlıklı dosyasıyla, kendi gerçeğini görerek dünyayla bütünleşsin. Kendisini çağlar ötesine taşıyacak yeni kültürel projelere imza atarken İstanbul’un adı toprak, hava, su ve ateş kadar vazgeçilmez olsun..." Buna hele hiç söyleyecek bişeyim yok, neresinden tutsam elimde kalıyor.

16 Aralık 2009 Çarşamba

Herkes Öldürür Sevdiğini...

kulak verin sözlerime iyice,
herkes öldürebilir sevdiğini
kimi bir bakışıyla yapar bunu,
kimi dalkavukça sözlerle,
korkaklar öpücük ile öldürür,
yürekliler kılıç darbeleriyle!

kimi gençken öldürür sevdiğini
kimileri yaşlı iken öldürür;
şehvetli ellerle öldürür kimi
kimi altından ellerle öldürür;
merhametli kişi bıçak kullanır
çünkü bıçakla ölen çabuk soğur.
kimi aşk kısadır, kimi uzundur,
kimi satar kimi de satın alır;
kimi gözyaşı döker öldürürken,
kimi kılı kıpırdamadan öldürür;
herkes öldürebilir sevdiğini
ama herkes, öldürdü diye ölmez!!!

*****

yet each man kills the thing he loves
by each let this be heard,
some do it with a bitter look,
some with a flattering word,
the coward does it with a kiss,
the brave man with a sword!

some kill their love when they are young,
and some when they are old;
some strangle with the hands of lust,
some with the hands of gold:
the kindest use a knife, because
the dead so soon grow cold.

some love too little, some too long,
some sell, and others buy;
some do the deed with many tears,
and some without a sigh:
for each man kills the thing he loves,
yet each man does not die.

oscar wilde
Blog Widget by LinkWithin
Bu gadget'ta bir hata oluştu

Etiketlerim..

...

"Hayat, özellikle, yazılanları okumak, çekilenleri seyretmek ve tabii ki pişirilenleri yemek için çok kısa, biraz koşmak lazım... "
Free Counters

Hayatın İçinden...

 

Divitim... | Creative Commons Attribution- Noncommercial License | Dandy Dandilion Designed by Simply Fabulous Blogger Templates