30 Aralık 2009 Çarşamba

Avatar'dan Çıktım Yola...

İnanın haftasonundan beri sırf Hıncal Uluç bu filmi izleyip yazacak mı? Acaba yazdıkları benim kendisi ile ilgili fikirleri desteyecek nitelikte mi olacak? diye bekledim ve evet bugün Avatar'ı yazdı ve evet beni şaşırtmadı.

O konuya aşağıda tekrar döneceğim ama peşin peşin söyleyeyim James Cameron 10 senede, 400 milyon dolar harcayarak yaptığı bu film bir sanat şaheseri.

Konu belki biraz klasik hatta klişe. Dünyayı yiyip bitiren insanoğlu dünyaya 5 yıl uzaktaki Pandora'yı, küçücük bir parçası bile çoook para eden bir maden uğruna istila ediyor. Ancak gezegenin yerli halkı Na'vi'ler bizim yamyamlara pek de papuç bırakmak istemiyor haliyle.

Filmde oldukça büyük bir zeka ve emek var. Mesela sıfırdan Na'vice yaratmışlar. Bir sürü değişik hayvan ve bitki türü. Tüm gezegen bir renk cümbüşü. Sadece bizimkilerin gezegende kullandıkları araçlar biraz takoz sanki sanayide toplanmış gibi bir halleri var. Oraya az mesai mi harcanmış bilmiyorum.

Film iki buçuk saatten fazla sürüyor. Normalde bizim seansın bittiği saatlerde (00.45) 3. uykusunda olan ben tüm film boyunca gözümü bile kırpmadım.

Avatar'da kapitalizm var, vandalizm var, duygusallık var, umut var, umutsuzluk var, aşk var, inanç var, din var.

Bu filmi dvd'den izleyemezsin. Televizyonda izleyemezsiniz. İzleseniz de gerçek güzelliğini algılayamayabilirsiniz. O yüzden eliyüzü düzgün bir sinemada, ortaboy mısırınız eşliğinde real 3D versiyonunu izlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum.

Dönelim yukarıdaki Hıncal Uluç konusuna. Kendisini yıllardır okuyorum. Bir çok konu hakkındaki farkındalığımı arttırdığını söyleyebilirim. Ancak son 2-3 yıldır okuyucusu olarak öyle hissediyorum ki, hem kendisi üzerine bişey eklemiyor hem de benim.

Bir kere ülke gerçeklerinden çok uzak. Haftada en az 3-4 defa bir gösteri, konser, film tavsiye ediyor. Onun için çok güzel ama bilet fiyatlarından kesin haberi yok. Bu eleştiri kendisine yöneltildiğinde başlıyor "Biz Ankara'da mülkiye'de okurken, yemez içmez, gideceğimiz yere yürüyerek gider, muhakkak şunu bunu yapar, izlerdik". Bunun günümüzde ne kadar irrasyonel olduğunu bilmem anlatmama gerek var mı?

Artık özellikle onun yazdığı hiçbir film ve kitap eleştrisini okumuyorum çünkü resmen en ince ve önemli detayına kadar anlatıyor. E ne anladım ben bu işten. Nerede kaldı heyecan, nerede kaldı olayın sürpriz bölümleri.

Bir de artık kamuoyunu ters köşeye yatırmak gibi bir misyonu olduğunu düşünüyorum. Yılmaz Erdoğan'ın son filmi Neşeli Hayat'ı adamın başyapıtı yaptı, yere göğe koyamadı, bir gittik, resmen hayal kırıklığı. Bana göre Vizontele'nin tırnağı olamaz. Kötü mü? değil ancak yeni bişey yok. Yıllarca Kemal Sunal veya Şener Şen tarafından işlenmiş, zavallı adam hikayesinin bir versiyonu sadece. Olağanüstü kötü yeğen Ersin Korkut'un yanında Yılmaz Erdoğan, Büşra Peki ve özellikle Cezmi Baskın müthiş oynamış ama bir daha seyreder misin deseniz, ı-ııh. ha bir de demişti ki, tanınmamış oyuncularla çalışmış. Hadi maç vardı ÇGH'leri izleyemedin, Mutfak'tada mı izlemedin, gazetede okumadın. Tüm kadro filmdeydi.

Bugün de Avatar'ı yazmış. Bir saat yeterdi bu filme diye. Bu kadar bilgisayar animasyonu olunca insan 2012'deki gibi muhteşem sahneler bekliyormuş. Ayol biz o filmi gülmekten izleyemedik. Olağan üstü zorlama, klişenin tavan yaptığı bir eziyet silsilesiydi.

Çok dağıldı ama yazının özeti şu: Bence, Avatar muhteşem kaçırmayın, Neşeli Hayat'ı seyredin ama yeni bişey beklemeyin, 2012'den uzak durun, Hıncal Uluç'un kitap ve film tavsiyelerini okumayın.

0 yorum:

Blog Widget by LinkWithin
Bu gadget'ta bir hata oluştu

Etiketlerim..

...

"Hayat, özellikle, yazılanları okumak, çekilenleri seyretmek ve tabii ki pişirilenleri yemek için çok kısa, biraz koşmak lazım... "
Free Counters

Hayatın İçinden...

 

Divitim... | Creative Commons Attribution- Noncommercial License | Dandy Dandilion Designed by Simply Fabulous Blogger Templates