23 Mayıs 2008 Cuma

Bir Ada Macerası...

Geçen hafta çok yakın arkadaşlarımızla, kutlu doğum haftamızın (4 kişiden 3'ü aynı hafta doğumlu:) kutlamaları çerçevesinde, adaya gittik. Deniz havası alalım, Burgaz'da Barba Yani'de keyifli bir yemek yiyelim diye.

Artık ada vapurları Eminönü'nden değil Kabataş'tan kalkıyor. Bizim oradan nasıl gideriz? diye konuştuk. Zeytinburnu'ndan tramvaya binmeye karar verdik. Direkt Kabataş'a kadar gidiyor. Tamam belki bir Paris metro sistemi değil ama yine de bizi trafiğe sokmadan istediğimiz yere ulaştırdı.

Hava ve halk sezonu açmış ama sanırım IDO hala kış modunda. Küçücük bir vapur koymuşlar. Biz oturduk ama bir sürü kişi ayakta kaldı. Hatta bir ara kadınlar arasında, "ittirdin, sıkıştırdın, özür dilemedin" den çıkan ciddi bir kavga da çıktı. Ama görmeniz lazım, tam gündüz kadın programı izleyen, oraya seyirci olarak katılan, Cem Yılmaz'ın tabiriyle "Kaynım bana atladı!" kitlesi. Tartışmanın bir yerine önce ne alakaysa Bush dahil oldu, sonra biri diğerine "Ben anladım senin acını" dedi. Diğeri cevap verdi, "Sen ne demek istiyorsun ben 21 senelik evliyim 2'de çocuğum var." Biz şaşkın şaşkın bakıtık, güldük tabii ister istemez ağlanacak halimize...

Kadıncağızın biri de sıcaktan ayağa kalkan bizimkilerin yerine oturdu. Bi kavga edenlere baktı, bi de bizimkilere, sonra döndü bize, "Ay, bu gençlerde, şimdi bunları görüp evlenmekten vazgeçecek" dedi. Ben sıkıntısına son verdim, "Merak etmeyin hanfendi, onlar bizim!"

Neyse yolda biraz da simitle martı besledikten sonra, kendimizi Burgaz'a attık. Hava nasıl güzel, sadece kuş cıvıltıları ve iyot kokusu. Kalpazankaya'ya da gidebilirdik ama o bir dahaki sefere kaldı. Bildik adreste karar kılıp Barba Yani'ye gittik.

Geldi mezeler, bitti rakılar, edildi sohbetler, yaklaşık 2 saat sonra geldiğimizden ağır bir şekilde kalktık sofradan. Üzerine ben hariç grubun kalanı bir de dondurma yedi. Oh! Onların keyif süper de benim geçen haftadan beri devam eden mide ağrılarım bu noktada hafiften kendini tekrar göstermeye başladı.

Baktık vapura daha zaman var ama araya bir deniz otobüsü koymuşlar, onunla döndük Kabataş'a. Midem biraz da kendini gösterdi. Hemen bekleyen tramvaya bindik. Ama sanki yol 3 katına çıkmış gibi geldi bana. Nasıl kötüyüm. O noktadan sonra tek dileyim bir rezillik yaşamamak. Tam Topkapı'ya geldik, dedim "İnelim" ama geç kalmışım, tam o noktada içim bir havalandı. Yine aynı anda bir teyze ile gözgöze geldik ve ben konuş -a- madan, işaretlerle elindeki torbayı istedim ve mükemmel bir zamanlamayla, içimde ne varsa poşete aktardım. :)) Allah'tan çok temiz ve başarılı bir operasyon oldu. Aksi ciddi büyük rezillik olacaktı.

Sonrasında biraz açıldım ama yine de kendimi eve ve yatağa atana kadar rahat edemedim.

0 yorum:

Blog Widget by LinkWithin
Bu gadget'ta bir hata oluştu

Etiketlerim..

...

"Hayat, özellikle, yazılanları okumak, çekilenleri seyretmek ve tabii ki pişirilenleri yemek için çok kısa, biraz koşmak lazım... "
Free Counters

Hayatın İçinden...

 

Divitim... | Creative Commons Attribution- Noncommercial License | Dandy Dandilion Designed by Simply Fabulous Blogger Templates