9 Ekim 2012 Salı

Vişne Bahçesi / Şehir Tiyatroları...


 
Geçen sezon kapanışı sırasında ortaya çıkan yönetim değişikliği kaosundan sonra, 2012 – 2013 sezonunun nasıl başlayacağı merakla beklenir olmuştu. Bünyede çok sıkıntı yaşansa da, biz 3. Şahıslara etki henüz o kadar da olmadı diyebilirim. Mesela programa alınır mı bilmem ama Kabare, hala repertuarda gözüküyor ancak Nazım Hikmet yerine beklendiği üzere, Necip Fazıl gelmiş.

Ekim programında beni heyecanlandıran, geçtiğimiz yıllarda oynanan ama sonrasında programdan çıkartılan Anton Çehov’un Vişne Bahçesi’nin tekrar sahnelenmeye başladığını görmek oldu. Büyük bir hevesle de, sezonun açılış biletini bu oyuna aldık.

Vişne Bahçesi, Anton Çehov’un 44 yıllık kısa hayatında yazdığı son oyun. Oyunda, Rusya’nın çöküş döneminde serveti tükenmiş, aristokrat bir aile konu ediliyor. Ellerinde kalan tek varlıkları olan Vişne Bahçesi satılmak üzeredir. Ellerinden kayıp giden hayatlarına sembolik olarak bu bahçe üzerinden bağlanan aile ile devrim sürecinde palazlanan burjuva sınıfının karşı karşıya gelişi oldukça dramatik bir şekilde anlatılıyor.

Yıllar içinde klasikleşen eser, bugüne kadar defalarca sahnelenmiş. Bu versiyonda yönetmen koltuğunda, son yıllarda, İstanbul Efendisi ve Şark Dişçisi gibi oyunlarla adından sıkça söz ettiren ve bir çok ödül alan Engin Alkan oturuyor. Engin Alkan, tarz itibariyle, mevcut yapı üzerinde oynamayı seven bir yönetmen. Metin Şark Dişçisi gibi eklektik olunca yaptığı bu “oyunlar” kabul edilebilir, hatta ayrı bir aroma katmış oluyor ancak Cehov’un Vişne Bahçesi gibi klasikleşen bir eser söz konusu olunca, yapılan “oyunlar” bizim damağımızda çok acı bir tat bıraktı. Mesela dönem itibariyle blue jean var mı yok mu diye sorgulamayı bitirmemiştik ki, Çarlık Rusyası’nın son döneminde karşımıza çıkan walkman’li oyuncu ile kafamız iyice allak bullak oldu.

Biz oyunu Muhsin Ertuğrul’daki ikinci gecesinde izlemeye gittik. Yeni yapıldığı halde, akustiği çok kötü olduğu için, arka sıralara ses gitmeyen salonda, bu sorunu çözmek için sahneye mikrofon koymuşlar. Bu da maalesef, tiyatroda özünden kaynaklanan, oyuncudan seyirciye uzanan doğal ses akışını mekanik hale dönüştürmüş. Diğer taraftan kendilerince sosyal iyilik yapmak adına, oyun boyunca, işitme engelliler için, üst yazı uygulaması yapılmaya başlanmış. Ancak hem senkronizasyon sorunu olduğu, hem de yine tiyatronun özü gereği, sahnedeki oyuncular, metne birebir bağlı kalmadıkları, izleyici olarak da sizin gözünüz ister istemez o üst yazıya kaydığı için bu uygulama – en azından bizde – ciddi bir konsantrasyon bozukluğuna sebep oldu.

Sonuç olarak, anlamsız şekilde modifiye edilmiş oyundaki, - “bizce” - kötü ve abartılı oyunculuğa çok fazla dayanamayıp 4 perdelik oyunun ilk perde arasını bile bekleyemeden çıktık.

0 yorum:

Blog Widget by LinkWithin
Bu gadget'ta bir hata oluştu

Etiketlerim..

...

"Hayat, özellikle, yazılanları okumak, çekilenleri seyretmek ve tabii ki pişirilenleri yemek için çok kısa, biraz koşmak lazım... "
Free Counters

Hayatın İçinden...

 

Divitim... | Creative Commons Attribution- Noncommercial License | Dandy Dandilion Designed by Simply Fabulous Blogger Templates