4 Ekim 2012 Perşembe

The Newsroom...

Açılış sahnesi... Bir üniversitenin konferans salonu... Üç konuşmacı ve bir moderatör. Konuşmacılardan ikisi çok heyecanlı ve hevesli, diğeri  - Will - ise sıkılmış ve bıkkın! Arka arkaya gelen sorulara bir şekilde cevaplar verilirken, bir kız öğrenci ayağa kalkıyor ve "Why is America the greatest country?", “Amerika’yı dünyanın en harika ülkesi yapan şey nedir?” diye soruyor. Bu soruya diğer konuşmacılardan gelen cevaplar, kalıplaşmış ve aynı.. Özgürlük, fırsatlar, refah… Öğrencilerden alkışlar vs.. Klasik amerikan yaklaşımı.. Sonra sıranın Will’e geçmesiyle, Will’in esprili fakat kaçak cevapları geliyor. Ama moderatör, Will’i bu cevapla bırakmayacağını söylüyor. Will sinirleniyor ve bu arada konukların arasından birinin bir kağıda yazdığı notu görüyor. “It is not, but it can be” (Değil, ama olabilir). İşte bu tanıdık gelen yardımdan sonra Will müthiş bilgisiyle, bence diziler tarihinin en özel ve anlamlı konuşmalarından birini yapmaya başlıyor:

“...

Amerika dünyanın en iyi

ülkesi falan değil, Profesör.

Al sana cevap.

- Yani diyorsun ki--

- Evet.

- Biraz da...

- Günah benden gitti. Sharon, NEA'dan bir halt olmaz. Evet, her ay maaşımızdan kesilen

bir peni NEA'ya gidiyor, ama böylece Lewis kafasına estiği vakit bu durumu senin başına kakabilir.

NEA milyon dolarlara değil, oylara mâl oluyor.

Yayın sürelerine ve köşe yazısı uzunluklarına mâl oluyor.

Halk niye liberalleri sevmiyor, söyleyeyim mi?

Çünkü işleri güçleri kaybetmek.

Ulan liberaller o kadar zekiyse, ne bok yemeye her seferinde kaybediyorlar?

- Ne diyo...

- Hiç istifini bozmadan öğrencilere Amerika'nın yıldız-süslü

bayrağıyla anlı şanlı bir ülke, dünyada özgürlüğe sahip tek halkın da bizler olduğunu falan mı söyleyecektin?

Kanada da özgür. Japonya da özgür. Birleşik Krallık, Fransa, İtalya, Almanya, İspanya, Avustralya. Belçika da özgür!

Dünya üzerinde 207 egemen devlet var, bunların 180 kadarı ise özgür.

- Tamam o halde--

- Ha, bir de, baksana, kızlarevi üyesi. Olur da bir gün kazara kendini oy kabininin içinde bulursan diye söylüyorum, aklında tutman gereken bazı şeyler var ve bu şeylerden biri de dünyanın en iyi ülkesi olduğumuz açıklamasını destekleyecek hiç ama hiçbir kanıtın bulunmadığıdır.

Okuryazarlık oranında 7. sıradayız, matematikte 27.'yiz, bilimde 22., ortalama yaşam süresinde 49.,

bebek ölüm oranında 178., ortalama hane gelirinde 3., işgücü oranında 4. Ve ihracatta da 4. sıradayız.

Yalnızca üç kategoride dünya çapında lideriz: Kişi başına düşen hapse atılmış vatandaş sayısında, meleklerin varlığına inanan yetişkinlerin sayısında ve listede sıradaki 26 ülkenin toplamından daha fazla harcama yaptığımız savunma konusunda, kaldı ki bunların 25'i bizim müttefikimiz.Tamam, bunların hiçbiri 20 yaşında bir üniversite öğrencisinin suçu değil tabii, ama yine de şurası kesin ki, Gelmiş geçmiş (nokta) en (nokta)kötü (nokta) neslin bir üyesisin. Kısacası, bizi dünyanın en iyi ülkesi yapan nedir diye sordun ya,neyi kastettin, bi' bok anlamadım.

-Yosemite'yi mi?

Şüphesiz eskiden en iyiydik. Doğru olanı savunurduk. Ahlaki gerekçeler uğruna mücadele ederdik.

Ahlaki gerekçeler uğruna yasalar çıkartır ya da iptal ederdik. Fakir halklara değil, yoksulluğa karşı savaş açardık. Fedakârlıklar yaptık. Komşularımıza önem verdik. Atıp tutmaz, icraata bakardık ve asla dövünüp durmazdık. Büyük kocaman yapılar inşa etmiş,imanla çatışan teknolojik ilerlemeler kaydetmiştik, evreni keşfetmiş, hastalıkları tedavi etmiş ve dünyanın en büyük sanatçılarını

yetiştirmiş ve dünyanın en büyük ekonomisine sahip olmuştuk. Gözümüz yükseklerdeydi o zamanlar, adam gibi hareket etmiştik. Bilginin peşinde koşmuştuk. Aşağılamaya kalkmamıştık. Peşinde koştuk diye kendimizi değersiz hissetmemiştik. Son seçimde kime oy verdiğimiz kişiye göre kendimizi tanımlamaz ve öyle kolay kolay korkmazdık. Elimizde bilgi olduğu için, bu anlattığım kişiler olmaya ve bu anlattığım şeyleri yapmaya muktedirdik o zamanlar. Büyük adamların, saygıdeğer adamların eseri.

Bir sorunu çözmek için atacağınız ilk adım ortada bir sorun olduğunu kabul etmek olmalıdır. Amerika artık dünyanın en büyük ülkesi değil. Yeterli mi?

...”

İşte bu Shylock’un Venedik Taciri’ndeki performansıyla yarışabilecek tirad, son dönemde ortalığı kasıp kavuran HBO’nun yeni yapımlarından The Newsroom’dan.

Çok tempolu, bol tartışmalı, uzun diyaloglu, lafını sakınmayan, karakter odaklı klasik bir Aaron Sorkin hikayesiyle karşı karşıyayız. Senaryonun, dizi sevenlerin The West Wing’den, film severlerin ise The Social Network ve Moneyball’dan hatırlayacakları, Sorkin'e ait olduğu ilk andan itibaren rahatlıkla anlaşılabiliyor. Haberciliğin Jay Leno'su olarak adlandırılan, kimseye bulaşmadan popülerliğini koruyan haberci Will McAvoy'un üzerinden ilerleyen politik bir drama the Newsroom. Dizi, bu bana dokunmayan yılan bin yaşasın felsefesiyle hareket eden sunucunun "Why is America the greatest country?" sorusuna zorlamalar sonunda verdiği yukarıdaki zehir zemberek cevapla, rengini daha açılışta belli ediyor. Etkileyici açılış sahnesi aynı zamanda dizinin aldığı eleştirilerin ve tepkilerin de kaynağı.
 
The Newsroom’da, Soğuk Savaş (bunu takiben de 11 Eylül) sonrası tartışma düzeyi yerlerde sürünen Amerikan kamuoyuna kendisine gelmesini, ciddi konuları konuşmasını, ilim ve irfan düzeyini yükseltmesini salık veren bir didaktiklik, arkadaşlar ve meslektaşlara karşı olması gereken bir bağlılık, savunma ve sadakat duygusu ve hakiki ve saf aşkın alevinin – ki bu romantik aşk da olabilir, ideallere olan aşk da – hayata geçmesi çok uzun sürse de hiçbir zaman sönmeyeceği temaları bir loop içinde tekrar ediyor. Elbette bunun en önemli sebebi, senaristin Aaron Sorkin olması.

The Newsroom”un ana karakteri, Jeff Daniels tarafından canlandırılan Will McAvoy. İlk sezon boyunca sıklıkla Don Kişot’a benzetilen Will, milliyetçiliğin üst sınırlarda yaşandığı bir ülke olan Amerika’nın aslında “en iyi ülke” olmadığı fikrini ağzından kaçırıyor ve habercilik kariyeri tepetaklak oluyor. Bütün ekibi programı terk ediyor. Sam Waterston tarafından oynanan haber müdürü Charlie ise Emily Mortimer tarafından hiç zorlanmaksızın oynanan, bir savaş muhabiri ve aynı zamanda da Will’in eski sevgili olan, başka türlü bir habercilik yapmak isteyen, Mackenzie MacHale’i “News Night”ın başına getiriyor. Oyuncu kadrosu, başarılı ama cesaretsiz karakterini sempatikliğiyle maskeleyen başarılı oyuncu John Gallagher Jr., kariyer peşinde koşarken aşkta yüzü gülmeyen Maggie karakteriyle Alison Pill, Will’in kaprisleri yüzünden çileden çıkıp, gündüz haberlerine geçme kararı alıp MacHale’in gelişiyle yeni bir sayfa açan Don Keefer karakteriyle Thomas Sadoski, güzelliğinin ve yeteneğinin zirvesindeki Olivia Munn ve “Slumdog Millionaire” ile tanıdığımız Dev Patel ile tamamlanıyor.

Özellikle medya çevresinden diziye yapılan en büyük eleştri, gerçek hayattaki olayları kullanması.  Öyle ki, dizinin ilk bölümünün büyük bir kısmı 20 Nisan 2010’da, yani Meksika Körfezi’ndeki Deepwater Horizon patlamasının olduğu gün geçiyor.  Daha sonra dizi, Kongre Üyesi Gabrielle Gifford’ın başından vurulması, Tea Party’nin ara seçimlerde kazandığı başarı veya Osama Bin Ladin’in öldürülmesi gibi ABD’de siyasetinde son iki yılın diğer kilometre taşlarını da hikayesinin içine katıyor.  Burada iki leştri çok ön plana çıkıyor. Birincisi, iki sene önce olmuş olaylara, şimdi tüm bildiklerimizle bakarak, dizi karakterlerine gerçekte var olmayacak bir avantaj verdiği. Bunu da, medyayı yargılamak için kullanması.  Bundan da öte, olmuş bitmiş olayları kullanarak dramın en önemli unsurlarından biri olan sürpriz faktörünü yok etmiş olması.

Aldığı olumsuz eleştirilere rağmen IMDB’de 8,7’lik bir beğeni oranı yakalayan The Newsroom, HBO’dan ikinci sezon onayını aldı bile. İlk sezonunu 10 bölümde kapatan dizi, Pazar günleri de CNBC-E’de yayınlanıyor.

0 yorum:

Blog Widget by LinkWithin
Bu gadget'ta bir hata oluştu

Etiketlerim..

...

"Hayat, özellikle, yazılanları okumak, çekilenleri seyretmek ve tabii ki pişirilenleri yemek için çok kısa, biraz koşmak lazım... "
Free Counters

Hayatın İçinden...

 

Divitim... | Creative Commons Attribution- Noncommercial License | Dandy Dandilion Designed by Simply Fabulous Blogger Templates