16 Temmuz 2012 Pazartesi

THE KILLING: Soğuk, Kasvetli ve Bir O Kadar da Etkileyici...


Daha ilk sahnesinde bir dinginlik ve doğanın seslerine karışmış ayak sesleri geliyor önce kulağınıza. İki tane koşan kadın görüyoruz; ayrı zamanlarda, ayrı yerlerde. Biri bilmediğimiz bir yöne, biriyse attığı çığlıklarla ölüme koşuyor gibi... Sonrasında olanlar, izlenmek için sizi bekleyen mükemmel bir pilot bölümde saklı.

AMC'nin yeni tamamladığı dizisi The Killing, David Hewson’un (Dilimize çevrilmiş ve Altın Bilek Yayınları’ndan çıkmış 3 romanı var; Ayinler Villası, Ölüm Zamanı, Şeytan’ın Gölgesi) aynı isimli romanından son derece başarılı bir şekilde uyarlanan Danimarka televizyon serisi "Forbrydelsen"in Amerikan versiyonu. Dizinin ana konusu cinayete kurban giden bir genç kızın soruşturması. 13 bölümlük iki sezondan oluşuyor. Toplamda 26 günü tüm detaylarıyla izliyoruz. Ve her bölüm istisnasız, hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını gösteren bir sonla bitiyor.

Kitaptaki orjinal hikaye Kopenhag’da geçiyor ama çok başarılı bir tercihle kasvetli, soğuk, neredeyse hergün yağışlı Seattle'a uyarlanan bu cinayetin polis soruşturması tabanlı konusu, ayrıca üç farklı hikâyeyi daha barındırıyor: Olayı soruşturan dedektiflerin, maktulün ailesinin ve şüphelilerin hikâyesi. Şehirdeki siyasetçilerin de soruşturmaya dahil olmasıyla olay iyice karışık bir hâl alıyor. Bölümler ilerledikçe hiçbir şeyin kazara olmadığı, herkesin bir sırrının olduğu ve karakterler hayatlarına devam etmeye çalıştıkça, geçmişlerinin peşlerini bırakmayacağı su yüzüne çıkıyor.

Dizi, işini bırakıp evlenmek ve tek oğluyla birlikte taşınmak için hazırlık yapan Sarah Linden'in

(Mireille Enos) bu cinayeti araştırmakla yolculuğunu ertelemek zorunda kalmasıyla başlıyor. 17 yaşındaki Rosie Larsen'ın cesedinin belediye başkanı adayının kampanya araçlarının birinin içinde, gölün dibinden çıkmasıyla cinayete siyaset de karışıyor ve böylece hayatlar ortak noktada kesişiyor: Rosie'nin ailesinin kızlarının ölümünden sonra parçalanan hayatı; Sarah Linden'in yoluna koymaya çalıştığı dağınık yaşamı, belediye başkanı olmaya çalışan bir politikacının (Bill Campbell) dillere düşmek üzere olan özel durumu ve Sarah Linden'le ortak çalışan Stephen Holder’ın (Joel Kinnaman – bence buradaki karakter kurgusu ve oyunculuğu şiirsel ve kendisini ekranda çok sık görmeye başlayacağız) sokaklardan gelip hayata tutunma çabaları.

Dramatik yapısına çok yakışan karamsar havası ve olağanüstü müzikleriyle The Killing kendini bir çırpıda diğerlerinden sıyırıyor. Kısacası karşınızda, kasvetli yapımlara ve ağır ama etkileyici şekilde işlenen olay örgülerine aşina olan izleyicileri bir anda avcunun içine alacak, bölümler içinde etkilediğinin misliyle finalinde çarpacak bir seri var.

0 yorum:

Blog Widget by LinkWithin
Bu gadget'ta bir hata oluştu

Etiketlerim..

...

"Hayat, özellikle, yazılanları okumak, çekilenleri seyretmek ve tabii ki pişirilenleri yemek için çok kısa, biraz koşmak lazım... "
Free Counters

Hayatın İçinden...

 

Divitim... | Creative Commons Attribution- Noncommercial License | Dandy Dandilion Designed by Simply Fabulous Blogger Templates