3 Eylül 2012 Pazartesi

Lance Armstrong Güzellemesi...

 
 18 Eylül 1971, Plano (Teksas) doğumlu olan Armstrong, profesyonel kariyerine triatlet (3,8 km yüzme, 180 km bisiklet ve 42,2 km koşu) olarak başlarken, 1991 yılında direkt bisiklet sporuyla ilgilenmeye başladı. Bir yıl sonra 1992 Barcelona Olimpiyatları'nda yol yarışına katılan Amerikalı sporcu, yarışı 14. sırada bitirdi ve profesyonelliğe geçiş yaptı. Aynı yıl St. Sebastian Klasik Yarışı'nda ilk profesyonel yarış birinciliğine imza attı.
1993-95 yılları arasında Team Motorola ile yarışmaya devam eden Armstrong, dünyanın en önemli profesyonel bisiklet yarışı Fransa Turu'nda iki etap birinciliği kazandı. 1996'da ülkesindeki en önemli bisiklet yarışı olan Tour dePont'u kazandı. Ancak Fransa Turu'nu tamamlayamadı ve ülkesindeki Atlanta Olimpiyatları'nda büyük hayal kırıklığı yaşadı. 1996 sezonu kapanırken Armstrong, Dünya sıralamasında 1 numaraya yerleşmişti. Ve bu genellikle başarılarla dolu yıl, kötü bir haberle bitti.
Bir gün bisikletten acılar içinde indiğinde 1996 Ekim'inin başlarıydı. Bir süre önemli bir şey olmadığına, yaşadıklarının bisiklet sporunun getirdiği acılardan olduğuna inanan Armstrong, sonunda doktora gitti. Rutin bir kontrol amacıyla gittiği doktorda hiç hoşuna gitmeyen bir sonuçla karşılaştı. Lance kanserdi. Testler testislerinde başlayan kanserin mide, beyin ve akciğerlere yayıldığını gösteriyordu. Doktorlar yaşama şansını yüzde 40 olarak açıkladılar.
Korkmuş ama bir o kadar da kazanmaya kararlı olan Lance, önce çok ağır bir kemoterapi yöntemi kullandı, ardından da, bir uzmanın tavsiyesiyle, yan etki olarak akciğer kapasitesinin azalmasını engelleyen değişik bir kemoterapi yöntemi denedi. Bu arada da, 2 büyük ameliyat geçirdi.
 
1996'da TV yorumcusu ve Lance'in takımı Motorola'nın halkla ilişkiler müdürü olan Paul Sherwen, Armstrong'un kansere yakalandığını tüm dünyaya duyuran kişi oldu. Sonrasını bir ropörtajında şöyle anlatıyor; "Hayatımın en kötü haftalarından biriydi. Birkaç ay sonra onu Indianapolis'te hastanede ziyaret ettim. Ne saçları vardı, ne de kaşları. Herşeyin bittiğini, onu son kez görmekte olduğumu düşündüm. Oysa hem ben, hem de ona sadece 3 ay ömür biçen doktorlar yanılmıştık."
Aylar süren tedavisi olumlu yanıt vermeye başlayan Lance’ın içinde, bir gün bisiklete dönme umutları yeşermeye başladı. Armstrong sonraları, en umutsuz anlarında içinden bir sesin ona sürekli mücadele etmesini, ayağa kalkmasını söylediğinden bahseder.
Armstrong, kanserle savaşından galip, bununla birlikte fiziksel ve manevi olarak hasarlı bir şekilde çıkmıştı. Bugün geçmişe döndüğünde "başıma gelen en iyi şeydi" diye bahsediyor bu savaştan. Kanserle savaşı kazanmış birçokları gibi, o da hayata bakış açısını değiştirir. Ona göre, kemoterapinin kazıdıkları sadece kanserli hücreler değil, geçmişindeki tüm olumsuzluklardır.
Armstrong’a göre, iyileşmesindeki en önemli faktörlerden biri de, bu acımasız hastalık hakkında kendini eğitmesidir. Hastalığın teşhisinden sonra, Lance Armstrong Vakfı  / LIVESTRONG adında bir vakıf kurar ve kanser hastalarına yardım etmeye, toplumu daha duyarlı olmaya çağırmaya başlar.
 
LIVESTRONG bugün dünyanın önde gelen kanserle savaş vakıflarından biri. Araştırma, eğitim, toplum sağlığı ve toplumun bilinçlendirilmesi olmak üzere 4 programda faaliyet gösteriyor. Her yıl düzenlenen organizasyonlarla milyonlarca dolar kanser araştırmalarına aktarılıyor.
Armstrong bir yandan vakfıyla ilgilenirken öte yandan da bisiklete geri dönmeye çalışır. Hastalığı atlattığında vücudunda işe yarar tek bir kas kalmamıştır. O, bütün kaslarını en baştan örmeye başlar. Bir çoklarına göre, iyileşmesi mucizevidir ancak bisiklete dönmesi tam bir çılgınlıktır.
Ancak kitaplarında bahsettiği üzere, Lance' nin hayat felsefesini Nietzche' nin bir sözü oluşturuyor. Annesinin, onu yetiştirirken kullandığı bu söz, yıllar geçtikçe Lance' in de ilkesi haline gelir. Söz ne mi?
"Beni öldürmeyen şey güçlendirir".
Kanseri, 'Büyük olasılıkla başıma gelen en iyi şeydi. Beni öldürmeye çok yakındı; fakat öldürmek yerine beni çok iyi bir bisikletçi yaptı. Bunu yenersem her dağa tırmanabilirim diye düşündüm.' şeklinde değerlendiren Armstrong, hastalığından önce istikrarsız bir sporcuydu. Mesela, 1993 yılında dünya şampiyonluğunu kazandı; ancak aynı yıl Fransa Bisiklet Turu'nun ilk etaplarında yorgunluktan ve sakatlıktan yarışı terk etti. 1994 ve 1996 yıllarında hiç başarılı olamadı, 1995 yılında bir etabı ilk sırada tamamlamasına rağmen genel değerlendirmede 36. sırada yer aldı. İki yıl kadar süren tedavisinden sonra 1998 yılında evlenen ve tekrar pedal çevirmeye başlayan Amerikalı bisikletçi, 1998'de US Postal takımı ile anlaşma imzaladı ve çok sevdiği bisiklet parkuruna geri döndü. Çıktığı ilk büyük yarış olan İspanya Bisiklet Turu'nda (Vuelta) genel klasmanda dördüncü olarak büyük bir başarı yakaladı. Çocukluk hayali olan Fransa Bisiklet Turu'ndaki ilk şampiyonluğunu 1999 yılında yaşadı. Armstrong, yirmi etaptan dördünü (prologue, 8, 9, 19) ilk sırada tamamladı. Ünlü bisikletçinin en başarılı olduğu ve rakiplerine fark attığı etaplar dağ etaplarıydı. Düz etaplarda iddialı olan favori pedallar, ünlü bisikletçinin dağlık bölgelerde gösterdiği yüksek performans karşısında çaresiz kaldılar.
Uzun süre kanser tedavisi gören Lance Armstrong'un çok zorlu yirmi etaptan oluşan Fransa Bisiklet Turu'nda şampiyon olması, kimilerini şaşırttı, kimilerini hayrete düşürdü, kimilerine de ilham kaynağı oldu. Ancak çoğunluğu şaşkınlık yaşayanlar oluşturuyordu. Bir insanın ölüm döşeğinden kalkıp dünyanın en zorlu yarışlarından birini kazanması inanılır gibi değildi. Nitekim, bu başarıyı kabullenmek yerine çeşitli spekülasyonlar ortaya atıldı. Fransız Richard Verinque'nin de aralarında bulunduğu favori bisikletçileri geride bırakan Armstrong'un kullandığı ilaçlar şüpheliydi ve mutlaka incelenmeliydi. L'EQUIPE’in başını çektiği Fransız medyasına göre, ABD'li bisikletçinin idrarında 'stereoid' tespit edilmişti. Armstrong ise bütün olup bitenleri sineye çekmeye çalışıyor ve kanserden sonra kendini en fazla zorlayan bu iddiaların bir an evvel son bulmasını bekliyordu. Kısacası, ABD'li bisikletçinin ilk şampiyonluğu, spekülasyonların gölgesinde kaldı.
2000 yılındaki Fransa Bisiklet Turu, bir yıl önceki şampiyonluğun tesadüfi olmadığını ya da ilaçlarla kazanılmadığını ispat etmek için çok önemliydi. Bunun çok iyi farkında olan Lance Armstrong, üç hafta süren yarış boyunca istikrarlı bir grafik çizdi. Sadece 19. etabı ilk sırada tamamlayabilmesine rağmen bu büyük organizasyonda ikinci kez şampiyonluk kürsüsüne çıktı. Bu başarı, kendisine saygıyla bakılmasını sağlamaya başlamıştı artık. Sydney 2000 Olimpiyat Oyunları'nda ülkesine bronz madalya kazandıran Armstrong, aynı yıl bir mutluluk daha yaşadı. Kanseri yenmesinde önemli katkıları bulunan eşi Kristin, bir erkek çocuğu dünyaya getirdi. Bu mutluluklar, ünlü bisikletçinin yaşama sevincini ve azmini daha artırdı.
Dünyanın en büyük bisiklet yarışı organizasyonunda arka arkaya elde ettiği iki şampiyonluk, Armstrong'un güvenini iyice yerine getirmişti. Artık yeni hedefi aynı yarışta üst üste üçüncü kez zirveye çıkmaktı. Armstrong, favori olarak gösterildiği 2001 Fransa Bisiklet Turu'nda yine birincilik kürsüsüne çıkmayı başardı. En başarılı olduğu etaplar yine dağlık etaplardı. Bu etaplardan dördünü (10, 11, 13, 18) ilk sırada tamamladı ve şampiyonluğa ulaştı. Armstrong bu yarışta centilmenliği ile de çok konuşuldu. Ünlü bisikletçiyi en fazla zorlayan Alman Jan Ullrich, diğer rakiplerle arayı epey açtıkları bir sırada yoldan çıkıp şarampole yuvarlanmıştı. Armstrong, bu fırsattan yararlanıp arayı açmak yerine durup rakibine yardım etti. Rakipleriyle eşit şartlarda yarışmayı bir hayat felsefesi haline getiren Armstrong, yirmi etap sonunda en yakın rakibi Ullrich'e 6 dakika 44 saniye fark atarak mutlu sona ulaştı.
 
Lance Armstrong, 28 Temmuz'da sona eren 2002 Fransa Bisiklet Turu'nda yine zirveye çıktı. Etapların dördünü (prologue, 11, 12, 19) birinci sırada tamamlayan ABD'li pedal, her zaman olduğu gibi yine dağlık bölgelerde gücünü ortaya koydu ve en yakın rakibi İspanyol Joseba Beloki'ye 7 dakika 17 saniye fark attı. Böylece, 89 yıllık mazisi bulunan, dünyanın en önemli ve en köklü spor organizasyonlarından biri olan Fransa Bisiklet Turu'nda dört şampiyonluğu bulunan beş bisikletçi arasına girdi.
Ancak onu önemli kılan esas faktör, Fransa Bisiklet Turu'nun en başarılı sporcularından biri olması değil. United States Postal takımı adına yarışan 31 yaşındaki Armstrong'u diğerlerinden ayıran en önemli özelliği, neredeyse tüm bedenini sarıp sarmalayan kanserin pençesinden azmi sayesinde kurtulması ve temmuz sıcağında tam üç hafta süren bu büyük yarışta (3280 km) şampiyonluğu kimseye kaptırmaması.
Ancak Armstrong'un gerçekleştirmek istediği hedefler bitmiş değildi. Önce beş şampiyonlukları bulunan İspanyol Miguel Indurain, Belçikalı Eddy Merck, Fransız Jacques Anquetil ve Bernard Hinault'u yakalamak istiyor, sonra da bu pedalları geride bırakıp 6 şampiyonlukla rekor kırmayı düşünüyordu. O, bunun üzerine bir birincilik daha aldı ve Fransa Bisiklet Turu’nun üstüste 7 kez kazanan tek bisikletçi olarak tarihe geçti.
 
2005'teki şampiyonluğunun ardından sporu bırakan Armstrong, ve ilk gözağrısı triatlona, “Ironman” olarak dönen Lance, hakkında çıkan doping söylentilerini de kesin bir dille yalanladı. Haziran 2006'da hakkındaki doping soruşturmasında da adı temize çıktı.
Ancak ABD Anti-Doping Ajansı (USADA), iki yıl önce başta Lance olmak üzere bir çok bisikletçi için yeni bir soruşturma açtı.
Geçtiğimiz Temmuz ayında Hollanda gazetesi De Telegraaf, Amerikalı bisikletçiyle uzun yıllar aynı takımda birlikte yarışan George Hincapie, Levi Leipheimer, Christian Vande Velde ve David Zabriskie'nin, Amerika Anti-Doping Ajansı’na verdikleri ifadede doping yaptıklarını söylerken Lance’in aleyhinde tanıklık yaptılarını ifade etmişti. Ancak USADA Başkanı Travis Tygart, De Telegraaf'ta çıkan haberi yalanlarken, bu tip tanıkları tahmin etme yönündeki çabaların hatalı olduğunu söyledi. Tygart, tanıklara gözdağı verilmeye çalıştığını ifade ederken, çalışmalarının süreceğini söyledi.
Ve Ağustos ayının sonunda Lance Armstrong, sitesinden yayınladığı bir yazıyla artık kendisine karşı yapılacak doping suçlamalarıyla mücadele etmeyeceğini açıkladı.
Daha fazla bu iddialarla uğraşmak istemediğini ifade eden Armstrong, “Herkesin hayatında böyle bir an vardır. Benim için artık yeter. 1999’dan beri kazandığım yedi zaferimi hile ve haksız yollarla elde ettiğim iddia ediliyor. Ben artık bununla uğraşmak istemiyorum” dedi. Geçen yıl yarışmayı bırakan bisikletçinin aktif sporculuk hayatı boyunca hiçbir testi pozitif çıkmazken, Armstrong kendisine karşı yapılan muameleyi bir cadı avına benzetti.
Armstrong’un artık mahkemede savunma vermeyeceği şeklindeki açıklaması USADA tarafından “Suçunu kabul etmek!” olarak yorumlandı ve 24 Agustos 2012 tarihinde ABD Anti-Doping Ajansı (USADA), doping yaptığı gerekçesiyle Lance Armstrong'un 1 Ağustos 1998'den bu yana elde ettiği bütün başarılarla, 1999 ile 2005 yılları arasındaki 7 Fransa Bisiklet Turu şampiyonluğunu elinden aldı ve sporcuyu ömür boyu pistlerden men etti.
Lance Armstrong bugün sadece bisiklet üzerinde elde ettiği başarılarla tanınan bir sporcu değil, kanserle savaş konusunda da takdir toplayan işlere imza atan bir insan haline geldi. Bu da onu bir sporcu özelliğinden çıkartıp 21. yüzyılın gördüğü en önemli insanlardan biridir.
Tüm hayat hikayesini yakından takip etmiş, kitaplarını okumuş, uzunca bir dönem, LIVESTRONG’un sarı bilezikleriyle gezmiş biri olarak, onun zihniyetinde birinin doping yapmış olabileceğine hiçbir zaman inanmadım ve inanmayacağım. Belki klişe ama şampiyonlukları kağıt üzerinde elinden alınsa da, o turları “biz” onunla beraber koştuk, podyuma beraber çıktık, Paris’teki şampiyonluk turlarını birlikte attık. Ve kim ne derse desin, o hep “bizim” şampiyonumuz olacak. Çünkü o hiç vazgeçmedi, aynı aşağıdaki fıkradaki gibi...
 
Lise basketbol koçu, zor geçen sezonun sonuna doğru oyuncularına bir motivasyon konuşması yapıyormuş. Takıma sormuş: "Michael Jordan mücadeleden hiç vazgeçti mi?" Takım hep bir ağızdan cevap vermiş: "Hayır!".
- Ya Kristof Kolomb? O vazgeçti mi hedefinden?
- Haaayıııır!
- Peki, Lance Armstrong?
Hasta olmasına rağmen yarışmayı bıraktı mı?
- Haaayııır!
- Ya Elmer MacAllister?
Uzun bir sessizlik sonunda bir oyuncu cesaretini toplayıp sormuş: "Elmer MacAllister kim? Onu hiç duymadık..."
Koç cevabı yapıştırmış: "Tabi duymazsınız, o vazgeçti."

0 yorum:

Blog Widget by LinkWithin

Etiketlerim..

...

"Hayat, özellikle, yazılanları okumak, çekilenleri seyretmek ve tabii ki pişirilenleri yemek için çok kısa, biraz koşmak lazım... "
myspace graphics

Free Counters

Hayatın İçinden...

 

Divitim... | Creative Commons Attribution- Noncommercial License | Dandy Dandilion Designed by Simply Fabulous Blogger Templates