23 Ağustos 2012 Perşembe

Ağva...


Bu bayram öncesinde, İstanbul’a yakın kaçamak alternatiflerini değerlendirirken, utanarak, neredeyse bazılarınızın belki de ayda bir iki kere kalmaya veya piknik yapmaya gittiği, ismi son dönemde özellikle dizilerde plato olarak kullanıldığı için sıkça telaffuz edilen Ağva’ya bugüne kadar hiç gitmediğimizi fark ettik. Dolayısıyla bunu bir fırsat olarak görüp, 3 günü Ağva’ya ayırmaya karar verdik.
Ağva’yla ilgili çevremizden duyduklarımız genelde birbirine benzer şeylerdi. İstanbul’a yakın (97 km), Karadeniz kıyısında, Şile’ye bağlı, içinden Göksu nehri geçiyor, yeşillikler içinde... Aşağıda, kendi Ağva’yı keşfetme sürecimden yola çıkarak öğrendiklerimi sizlerle de paylaşmak istedim:

Tarihçe:

Ayak basacağım her yeni yerin CV’sine bakmak genel huyumdur. Acaba kimler gelmiş, kimler geçmiş diye. Ağva’ya da neredeyse ayak basmayan kalmamış. Hititler, Frigler, Romalılar ve Osmanlılar gibi bir çok uygarlığın geçiş yeri olmuş Ağva. M.Ö. 7.yy. uzanan tarihin kalıntılarına Ağva' ya bağlı civar köylerde rastlamak mümkünmüş. Kalemköy' de Romalılara ait kilise kalıntıları ve mezar taşları, Hacıllı köyünde, 3.yy. sonu - 4.yy. başlarında bulunan Gürlek Mağarası, Hisar Tepe' de bulunan kale kalıntısı, Sungurlu mahallesindeki dağ değirmeni önemli buluntularmış. Ağva'ya 14. yüzyılın ikinci yarısında Konya, Karaman ve Balıkesir'den gelen Türkmen boylarını yerleştiği düşünülüyormuş. Bugünkü Ağvalılar da aynı Türkmen boylarının çocukları olarak biliniyormuş.

Doğa:

Ağva, Karadeniz kıyısında 3 km. uzunluğunda kumsala sahipmiş. Yerleşim yerleri çoğunlukla hayli içeride ve çamlıkların arkasında yer aldığı için burada deniz kirliliği yaşanmıyormuş. Kumsal, gelen tatilciler kirletmezse tertemiz.
 
 
Doğal plajı ve doğa harikası yeşili, etrafında yer alan bakir koylar, adacıklar, ormanlarla doğallığın iç içe ve oksijen oranının çok yüksek olduğu bir bölge. Kilim Koyu, Gelin Kayası, Saklı Göl mutlaka keşfedilmesi gereken yerlermiş. Kliplerde çokça denk geldiğimiz Gelin Kayası’nın bu adı alma sebebi, beyaz olması ve duvaklı bir geline benzemesiymiş.

Aktivite:

Eşsiz tabitatıyla keşfedilmeye hazır Ağva'da, yaz kış su sporları (dere kıyısında kano, deniz bisikleti) kış aylarında fitness, doğası itibariyle trekking ve avcılık yapabilirmişiz. Ormanda yürüyüş, koşu, bisiklet, kamping gibi aktiviteler için son derece uygun olan Ağva, yazın Karadeniz'in hırçın sularında serinlemek isteyenler için de ideal. Temiz havayı buram buram solumak, romatizmal hastalıklara iyi geldiği söylenen şifalı kumsalında yürümek, diğer tavsiye edilen aktiviteler.
Ağva'da pazar cuma günleri kuruluyormuş. Bu pazarda yöre insanının kendilerinin yetiştirdikleri ürünlerini bulabilirmişiz. Şehirde arayıp da bulamadığımız gibi; doğal, hormonsuz ve sağlıklı.
Konaklama:

Kalacak yer araştırırken, oldukça fazla alternatif olduğunu görmek beni şaşırtmadı ama karşılaşacağım kalite açısından biraz ürküttü. Ağva’da kelimenin tam anlamıyla her zevke ve her keseye hitap edecek bir alternatif bulunuyor. Tesislerin bir kısmı Ağva’nın içinden geçip Karadeniz’e dökülen Göksu Nehri’nin iki yanında sıralanırken, bir kısmı da Ağva’nın sırtlarında, daha orman içinde konuşlanmış. Tesisler genellikle ya konumlarının avantajını kullanarak (geniş bahçe / yeşil alan, havuz vs) ya da bünyelerine ekstra özellikler ekleyerek (canlı müzik, pet kabul etme vs.) fark yaratmaya çalışmışlar.

Pekiii, biz ne yaptık?

Bayram’ın ilk günü sabah 10 gibi Avrupa yakasından yola çıktık. Bomboş ikinci köprünün keyfini çıkartıp karşıya geçtik. Şile – Ümraniye sapağından çıkıp kendimizi Şile yoluna vurduk. Çok hafif bir kahvaltıyla yola çıktığımız için, sol yanımızda bizi dürten şeytana hiç direnmeyip, yol kenarındaki, orman içine yerleşmiş gözlemecilerden birine girdik. Gözleme, sinide menemen ve semaverde çay üçlüsüyle kendimizden geçip, 1,5 saat sonra ancak yola devam etme moduna geri dönebildik. Şile’ye geldiğimizde geniş, güzel otoban bitti ve biz geliş – gidiş tek şerit, bol virajlı Ağva sahil yoluna saptık. (Orman yolu daha virajlı ve nispeten sıkıntılıymış) Yaklaşık 1 saat sonra Ağva merkeze gelmiştik.

Bir sürü cezbedici otel alternatifleri arasında bizim tercihimiz Beyaz Ev’den yana oldu. Niye derseniz? Butikler, isimleri Hurma, Limon, İncir, Nar, Ceviz ve Zeytin olan, sadece 6 odaları var, 15 yaş altı çocuk kabul etmiyorlar ve belki de en önemlisi, evcil hayvan kabul ediyorlar. E daha ne olsun?
 
 

Kapıda tabelası olmadığı için 2-3 denemeden sonra bulabildiğimiz Beyaz Ev, ilk adımda içimize işledi. Bina Türkiye’nin ilk nörolog doktorlarından, aynı zamanda sanatsever, karikatürist, ressam ve eski bir İstanbul beyefendisi olan Ercüment Baktır’a aitmiş.  Ağva’ya gönül vermiş, Ağva sevdalısı olan Baktır, 1974 yılında her bir taşına emeğini koyarak bu güzel evi inşa etmiş, Ağva'daki birçok insanın gönüllü doktoru olmuştur. 2011 Mayıs ayında, 88 yaşında vefat etmiş ve kendi isteğiyle çok sevdiği Ağva'sında defnedilmiş. Sonrasında otele çevirdikleri evin işletmesini, Rengin ve Aslı adında iki arkadaş üstlenmiş. Yaklaşık 1,5 senedir, kendi hayallerini bizlerle paylaşmak için ruhlarını koyarak her detayı ince ince işleyip, oteli bugünkü haline getirmişler.
 

Şunu rahatlıkla söyleyebilirim, sanırım hem kafa dinleyip huzur bulmaya çok ihtiyacımız olduğundan, hem de yaptığımız konaklama seçimi buna çok güzel hizmet ettiğinden, iki gün boyunca sadece kitap okuduk, güzel sohbetler yaptık, çok lezzetli yemekler yedik, geceleri balkonumuzdan yıldızları seyrettik ve sonunda Ağva’dan kafamız boşalmış, ruhumuz huzura ermiş, hücrelerimiz şarj olmuş bir şekilde ayrıldık. Dönüş saatini de çok güzel ayarladığımız için, hiç trafiğe kalmadan tam 1.5 saatte eve vardık.
Eklemeden geçemeyeceğim, Ağva’yı bu şekilde yaşamak bizim tercihimizdi ama siz, derede motorla gezebilir, ikili yunus motorlarla dere üstünde dolaşabilir, sahilde denize girebilir, akşamları canlı müzik yapılan mekanlarda eğlenceli vakitte geçirebilirsiniz. Yani herkese göre bir Ağva var.

0 yorum:

Blog Widget by LinkWithin
Bu gadget'ta bir hata oluştu

Etiketlerim..

...

"Hayat, özellikle, yazılanları okumak, çekilenleri seyretmek ve tabii ki pişirilenleri yemek için çok kısa, biraz koşmak lazım... "
Free Counters

Hayatın İçinden...

 

Divitim... | Creative Commons Attribution- Noncommercial License | Dandy Dandilion Designed by Simply Fabulous Blogger Templates