5 Kasım 2012 Pazartesi

Cloud Atlas / Bulut Atlası...


Son günlerin adından çokça söz ettiren filmi “Cloud Atlas”, ya seveceğiniz ya da nefret edeceğiniz bir çalışma. Bence ortası yok.

İngiliz yazar David Mitchell’in 2004 yılında yazdığı, edebi kurgu dalında “British Book Awards” ve “Richard & Judy Yılın Kitabı Ödülü” kazanıp, bir çok yarışmada da finale kalma başarısı gösteren,  aynı isimli romandan, Tom Tykwer ve Wachowski Kardeşler tarafından sinemaya uyarlanan film, iç içe geçmiş, paralel ilerleyen ve aynı kişilerin, farklı karakterleri canlandırdığı 6 hikayeden oluşuyor.

Cloud Atlas’ın birbirinin içine geçmiş 6 hikayesi bizleri, 19.yüzyılın Güney Pasifik’inden gelecekteki apokaliptik bir dönemin sonrasına taşıyor. Her hikaye, bir sonrakinin ana karakteri tarafından ya gözlemleniyor ya da okunuyor. İlk beş hikaye, hep en kritik noktalarda kesiliyor. Altıncı hikayeden sonra, geriye doğru diğer beş hikayeye dönülüyor ve ilk hikayenin sonuyla filmi bitiriyoruz.

Ana karakterlerimiz bir avukat, bir müzisyen, bir yayıncı, bir gazeteci, klonlanmış bir robot ve bir çoban. Filmin başrollerindeki Tom Hanks, Halle Berry, Jim Broadbend, Hugh Grant, Susan Sarandon, Jim Sturgess, Ben Whishaw, Doona Bae, 3 saatlik akış içerisinde 6 farklı karakteri canlandırıyor ve bence “acting” dersi veriyor.

Filmde kararlı bir intihar sahnesinden, 1849 yılındaki bir diş avcısına, 1930’larda “Bulut Atlası Altılısı” senfonisinin yaratıcısının eşcinsel aşkından, “Aklı başında biri niçin yayıncı olmayı seçer?” sorusuna, 1800’lerdeki kırbaçlama sahnesinden petrole karşı nükleer enerji olgusuna, rahimden veya tanktan gelmiş olsan da herkesin eşit haklara sahip olması gerektiğinden, apokaliptik dünya sonrasında bile bir şeylere inanma ihtiyacının devam edeceğine dair masalsı bir anlatım var.

Filmin özünde, belki de biraz gözümüze sokarak vermek istediği mesaj, hepimizin / herşeyin birbiriyle bağlantılı olduğu, bugün yaşadıklarımızın geçmişin bir sonucu, geleceğin de sebebi olduğu. Ayrıca süreç içinde reenkarnasyona da ciddi göndermeler var. “Ölüm sadece bir kapıdır, o kapıdan başka bir hayata geçersin” diyerek kalınca altı çiziliyor bu mesajın. Ve bir de çok bilinen “kumsaldaki deniz yıldızları” hikayesinin bir versiyonu “Sen nesin ki? Koca bir okyanusta sadece yitip gidecek küçücük bir damla” sorusuna verilen “E, okyanusta damlalardan oluşmuyor mu zaten” cevabı.

Filmin yönetmenlerinden biri olan Wachowski Kardeşler (Kardeşlerden biri geçtiğimiz günlerde ameliyatla kadın oldu, dolayısyla “Wachowski Brothers” ifadesi yerine Wachowskis’i kullanmaya başladılar), aynı zamanda Matrix Üçlemesi’nin de yönetmeni olunca, iki film arasında zamanların kesiştiği noktalarda ciddi benzerlikler görüyoruz. Aynı şekilde kurduğum bir ilişki de, ikinci yönetmen Tom Tykwer’in eski filmlerinden Parfüm’deki baş rol oyuncusu Ben Whishaw’ın burada da önemli bir rol alması.

En başta da söylediğim gibi, IMDB puanı 8,3 olduğu halde, filmi ya çok seveceksiniz ya da nefret edeceksiniz ama ben kitabının siparişini verdim bile.

0 yorum:

Blog Widget by LinkWithin

Etiketlerim..

...

"Hayat, özellikle, yazılanları okumak, çekilenleri seyretmek ve tabii ki pişirilenleri yemek için çok kısa, biraz koşmak lazım... "
myspace graphics

Free Counters

Hayatın İçinden...

 

Divitim... | Creative Commons Attribution- Noncommercial License | Dandy Dandilion Designed by Simply Fabulous Blogger Templates