5 Şubat 2014 Çarşamba

Sıdıka, Meze Restoranı...


Sıdıka'nın adı, çok uzun zamandır, genelde olumlu görüşlerle, dilden dile dolaşıyor ve yayılıyor. Bizde sonunda fırsat yaratıp, hatta üstüste iki hafta, Sıdıka'da yemek yeme ve menüsünden farklı alternatifleri deneme fırsatı bulduk.
 
Girişi belki de şöyle yapmak lazım, yeni bir restorana giderken, ne bulmayı beklediğiniz, aldığınız sonuç üzerindeki tatmininizde çok etkili. Ben Sıdıka'ya, çok küçük, hatta butik bir mekana gittiğimi bilerek gittim. Akaretler'e çıkarken sağdaki Beşiktaş'a giden yoldan devam ederek gittiğiniz Sıdıka, irili ufaklı çeşitli dükkanın arasında, gösterişsiz bir şekilde öylece duruyor. Ancak dikkat ettiğinizde veya biliyorsanız içeride, genellikle keyifli sohbetler ederken kahkahalar eşliğinde, yemek yiyen insanları görebiliyorsunuz.
 
 
 
Sıdıka'nın menüsü çok kalabalık değil. Menüye, kendilerine özel lezzetler ekleyerek, bir fark yaratmaya çalışmışlar, fena da olmamış.
 
Soğuk mezelerin kraliçesi sanırım Cibalikapı'da Girit Ezmesi adıyla yediğimiz, özünde şamfıstık, beyazpeynir, sarımsak ve zeytinyağından oluşan, Fıstıklı Peynir Ezme. En az Cibalikapı'nınki kadar başarılı olduğunu söyleyebilirim. Bunun yanında tadına baktığım Levrek Marine, Lakerda ve bu mevsimde bu kadar güzelini nereden bulduklarını bilemediğim kavun da çok lezzetliydi.
 
 
 
Ara sıcaklarda alternatifiniz çok. Mekanın spesiyallerinden olan ve adı Rumca'da ayva ağacı / ayvalık anlamına gelen Kidonya, bir tür deniz kabuklusunun haşlanıp, zeytinyağı ve karabiber ile çeşnilendirilmesinden oluşan bir yemek ve eğer midye türü şeyleri seviyorsanız, oldukça da lezzetli. Aynı şekilde, Ahtapot Izgara ve ilk defa Sıdıka'da karşılaştığım Sıcak Ot Tabağı da. Oldukça geniş bir ot yelpazesi var Sıdıka'da. Kaya koruğu, deniz fasulyesi, ebegümeci, hardal otu, turp otu, pancar otu, deniz börülcesi, kazayağı, şevketi bostan, labada... İstanbul'da bulamadıkları otları temin eden bir otçuları varmış ve ayrıca Zeytinyağı ve kırma zeytinleri Edremit’ten; tulum, ayvada, kidonya ve sübye yumurtası Cunda’dan; kaya koruğu Mersin’den; sofra şarabı da Edirne Yeniköy’den geliyormuş.
 

Sıdıka'nın diğer bir spesiyalli de, Telde Karides. Ben bunun kadayıfa sarılmış jumbo karides olacağını zannetmiştim ama muffin kalıbında pişirilmiş, içinde domates, kaşar ve karides karışımı olan kadayıf şeklinde servis edildi. Malzemeyle bütünleşmiş kısmı lezzetliydi ama onun dışındaki bölüm kuru kadayıf olarak kalmıştı ve lezzetsizdi.
 
İlk gidişimde balığa yer kalmamıştı ama ikincisinde mekanın bir başka spesiyali olan Asma Yaprağında Levrek'i denedim. Ama nedense balıktan çok et tadı geldi ağzıma. Sonra sorunca öğrendim ki menüde köfte de varmış. Muhtemelen daha önce köftenin piştiği ızgarada levreği pişirdiler ve malesef lezzetler birbirine karıştı.
 
Ve finalde gelelim Abidin'e. "Sen mutluğun resmini yapabilir misin, Abidin?" sözünden yola çıkarak isimlendirdikleri tatlıları, başka mekanlarda volkano diye de adlandırılan, içi sıcak çikolatalı kek. Farkları bunu bitter çikolatayla yapıyor olmaları ve gerçekten sonrasında çok ama çok mutlu hissediyor olmanız.
 
 
Sonuç olarak, iddiasız ve fakat samimi bir mekanda güzel bir akşam yemeği yiyip, keyifli dost sohbetleri yapmak isterseniz, tavsiye edebileceğim bir mekan Sıdıka ama rezervasyonunuzu yaptırmayı ihmal etmeyin.

0 yorum:

Blog Widget by LinkWithin
Bu gadget'ta bir hata oluştu

Etiketlerim..

...

"Hayat, özellikle, yazılanları okumak, çekilenleri seyretmek ve tabii ki pişirilenleri yemek için çok kısa, biraz koşmak lazım... "
Free Counters

Hayatın İçinden...

 

Divitim... | Creative Commons Attribution- Noncommercial License | Dandy Dandilion Designed by Simply Fabulous Blogger Templates