4 Ocak 2013 Cuma

Revenge...


Dizi Amerika’da ikinci sezonunda “Christmas Break” vermişken, telif hakları alınarak, uyarlama senaryoda Berkun Oya’ya teslim edilerek çekilen türk versiyonu, İntikam ismiyle, yayınlanmaya başladı, dün akşam.

“Revenge”, 1934’ten bugüne, beyazperdede ve cam ekranda birçok ülkede uyarlaması yapılan “The Count of Monte Cristo” romanına yeni bir yorum katıyor. Yapılın uyarlamalar arasında, kitaba en az bağlı kalan yapımlardan biri olsa da, hayatını mahvedenlerden intikam almak için kimliğini değiştirerek yaşadığı yere dönen kurban teması oldukça güzel işleniyor. En büyük fark ise şüphesiz, intikam almak için dönen kişinin ihanete uğrayanın kendisi olmaması.

Bizim hikayemizde babası, patronu ve patronunun karısı olan sevgilisi tarafından ihanete uğrayan David Clark’ın kızı Amanda’nın, babasına ihanet eden herkesten intikam almak için, ıslahevinde tanıştığı ve hayatını kurtardığı Emily Thorne’un kimliği ile, herşeyin başladığı Hampton’s a geri dönen kızının mücadelesini izliyoruz. Emily / Amanda’nın, uzun yıllar içinde, oya işlermiş gibi titizlikle oluşturduğu plan, bazen pürüzlerle karşılaşsa bile, doğru zamanda yaptığı müdehaleler veya aldığı yardımlar sayesinde tıkır tıkır işliyor.

Oyuncularıyla da göze çarpan “Revenge”in başrollerinde, “Brothers & Sisters”ın biricik Rebecca’sı Emily VanCamp ve “Twelve Monkeys”, “The Last of the Mohicans” gibi filmlerle gönlümzde taht kuran Madeleine Stowe’u görüyoruz. İlk bölümde pembemsi bir intikam dizisi intibası yaratsa da, bölümler ilerdikçe entrika,  cinayet ve ihanet kavramları daha da belirginleşiyor. Bu iki güzel kadın arasındaki gizli çekişme bile birçok açıdan tehlikeli ve gerilimli bir hal alıyor. Amanda’nın babasına verdiği, kızını her koşulda koruyacağı sözüne sonuna kadar sahip çıkan Nolan Ross’u canlandıran Gabriel Mann ise, daha ilk bölümden oyunculuğuyla ve tarzıyla kendine hayran bırakıyor. Ve bence tüm dizinin bonus karakteri o.

Gelelim, dizinin türk versiyonuna. Açıkçası fragmanları gördüğümde heyecanlanmıştım. Ancak dün akşam izlediğim kadarı damağımda sadece acı bir tat bıraktı. Bir kere, Beren Saat her ne kadar iyi oyuncu kabul edilse de, öncelikle sesi bu diziye hiç gitmemiş, bence çok ince ve karakterin gücünü zayıflatıyor. Karakter yüklenmekte hiç sorun yaşamayan, buradaki Rüzgar karakterini de hemen üstüne giymiş Nejat İşler bile, Beren Saat’le karşılıklı oynadığı sahnelerde zorlanmış gibi geldi bana. Diğer taraftan görüntü itibariyle orijinaline çok benzer seçilen karakterlerin büyük çoğunluğu, oyunculukta maalesef sınıfta kalmış. Mesela ne kadar tip olarak benzese de, Arzu Gamze Kilınç asla bi Madeleine Stove ol-a-mamış, aynen Dilşad Çelebi’nin Ashley Davenport olamadığı gibi. Diğer taraftan Engin Hepileri, aynı jest ve mimiklerle, muhteşem bir Nolan Ross olmuş. Ancak o karakterde de şöyle bir sıkıntı var, Nolan Ross biseksüel. Dolayısıyla, hikayenin belli noktalarında hayati önem taşıyacak bu özelliği, bizde nasıl yorumlayacaklar, görmek lazım.

0 yorum:

Blog Widget by LinkWithin
Bu gadget'ta bir hata oluştu

Etiketlerim..

...

"Hayat, özellikle, yazılanları okumak, çekilenleri seyretmek ve tabii ki pişirilenleri yemek için çok kısa, biraz koşmak lazım... "
Free Counters

Hayatın İçinden...

 

Divitim... | Creative Commons Attribution- Noncommercial License | Dandy Dandilion Designed by Simply Fabulous Blogger Templates