8 Kasım 2010 Pazartesi

Kimsenin Yazamayacağı "New York'ta Beş Minare"...



Bu filmle ilgili vizyona girdiği gününden beri bir sürü yazı ve yorum okumuş olabilirsiniz. Ancak en azından benim denk geldiklerim, aşağıda yazacağım bakış açısına sahip değildi.

Sürünün arkasına katılıp, genel görünüşle alakalı şunları söyleyebilirim:

- Türk film tarihi açısından önemli bir basamak olduğunu düşünüyorum.
- Güzel görsel öğeler var.
- 3. sınıf Hollywood aktörleri bizimkilerin tozunu attırıyor.
- Metinler çok yapmacık duruyor.
- Kurguda zorlama noktalar var. Birçok konu eksik kalmış.
- Tahmin edilebilen ancak işyeyiş açısından beklenmeyen bir finali var. Çok vurucu.
- Filmatografik olarak "Güneşi Gördüm" ün üzerine çıkamamış.

Fakat bence filmin çok önemli alt metni "Okyanus Ötesi'ni" aklama çabasıdır. Düşünün bir karakter yaratılıyor, o kadar ama o kadar "Hoca Efendi'ye" benziyor, radikal dinci bir grubun lideri olmaktan aranıyor, Amerika'da yaşıyor fakaat bir bakıyorsunuz ki, kendisi sizin sandığınızın aksine o kadar ama o kadar iyi bir insan ki, karıncayı bile incitemez, bir hristiyanla evlenecek, kızını da bir hristiyana verecek kadar dinlere saygılı, çevresi tarafından sadece yaptığı iyiliklerle bilinen biriymiş.

Aynı Di Caprio'nun "Inseption" filmindeki gibi, fragmanlarından anladığınız kadarıyla salona "Hoca Efendi'nin", yakalanıp ülkesine getirildiği bir film izlemek için girip, bilinç altınıza o teröristin bambaşka bir kişi olduğu, Hoca Efendi'nin de kanatsız bir melek olduğu fikri ekilmiş olarak çıkıyorsunuz.

Gerçek dünya için kendi toteminize* tutunma zamanı...

*Totem: Inception filminde rüyalar aleminde dolaşan kişilerin uyandıklarında gerçek dünya ile rüyayı ayırabilmelerini sağlayan objeleri.

21 Ekim 2010 Perşembe

Dullar - Şehir Tiyatroları...


Kimi genç, kimi orta yaşlı ama hepsi dul 5 kadının bazen sohbet, bazen minik skeç bazen de monolog olarak, "En iyi koca ölü kocadır" felsefesi üzerine kurgulanmış oyunu.

Biz belki de hiçbir beklentimiz olmadan gittiğimiz için çok eğlendik, çokça yerde de kahkahalar attık.

Kulis şeklindeki sahne düzeni, hem bölümler arasındaki geçişlerde kostüm değişikliklerine izin veriyor hem de samimi bir ortam yaratıyor.

Özellikle Güzin Özyağcıları ve Süeda Çil'i çok beğendik.

Biz Fatih Reşat Nuri'de seyrettik. Kasım ayında Ümraniye Sahnesi'nde izleyebilirsiniz.

14 Ekim 2010 Perşembe

Tehlikeli İlişkiler - Şehir Tiyatroları...


Oyunun tanıtımında "18. yüzyıl sonlarında, dönemin fransız aristokrasisine dair eleştiri sunuyor. Choderlos de Laclos tarafından yazılan eserde, tutkulu bir aşk hikâyesi ekseninde ikiyüzlü cemiyetin tüm değerlerden yoksun, yıkıcı görüntüsü çiziliyor." diyor. Fazlaca yalın olduğunu düşünsem de çok kabaca hikayenin özü bu.

Maskeliler'de seyrettiğimde sahnedeki duruşunu pek beğenmediğim Levent Üzümcü bu oyundaki rolünde kesinlikle daha iyi. Bize göre rolü için her anlamda zayıf kaldığını düşündüğümüz Cemal Ahhan Şener dışındaki Tomris İncer, Ece Özdikici ve Esra Ronabar gibi isimlerden oluşan kadro genel olarak başarılıydı.

Dekor olarak kullanılan dev aynalar bence izleyici üzerinde müthiş bir etki bırakıyor. Kostümlerse dönemi oldukça güzel yansıtıyor.

8 Ekim 2010 Cuma

Mehmet Ali...


Adam bugüne kadar ekranda her türlü rezilliği yaptı. Bel altı konuştu, başta hostesler olmak üzere dişi her şeye sulandı, adamın pantalonunu indirdi ses çıkartmadınız, abuk subuk hediyeler almak için ekranda kendinizi parçaladınız, Noooooolur Memed Ali Beeeeey diye adamın ayaklarına kapandınız, iyiydi de, "Mum söndü mü oynuyorsunuz?" deyince mi kötü oldu?

Bu kadar mı derindedir bu milletin ar damarı?

Ancak şimdi mi "Kutsal" ınıza dokundu?"

7 Ekim 2010 Perşembe

Macbeth / Oyun Atölyesi...


2010 - 2011 Tiyatro Sezonu'nu pazar günü Oyun Atölyesi'nde sahnelenmeye başlayan Macbeth ile açtık. W. Shakespeare'in göreceli olarak kısa eserlerinden olan Macbeth alıştığımız Sabahattin Eyüboğlu yerine Haluk Bilginer çevirisiyle sahnedeydi.

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki bu benim sahnede izlediğim ilk Macbeth'ti, dolayısıyla değerlendirme kriterlerim farklı olacak.

Belki de son söylenecek şeyi başta söyleyeceğim ama ben oyunu, özellikle de Macbeth'i oynayan İlker Aksum'un oyunculuğunu zayıf buldum. Ne ses tonu, ne tonlaması ne de "acting" i beni tatmin etmedi. Hatta bir çok noktada aksanı Canım Ailem'deki rolü "Halim" e kaydı gibi geldi bana.

Yanlış bilmiyorsam Macbeth'in en önemli anlarından biri, kendisiyle konuştuğu o müthiş:

" Yapmakla olup bitseydi bu iş,
Hemen yapardım, olup biterdi.
Döktüğüm kanla akıp gitse her şey,
Bir vuruşta sonuna varılsa işin,
Bir anda bu dünyayı olsun kazanıversen,
Zaman denizinin bir kumsalı olan bu dünyayı
Öbür dünyayı gözden çıkarır insan.
Ama bu işlerin daha burada görülüyor hesabı."
...

tiradı, eğer ben özellikle bekleyip takip etmeseydim güme gidecekti. Halbuki, yine Shakespeare'in, Venedik Taciri'nde Mehmet Ali Kaptanlar, müthiş Shylock rolündeki o tirad sahnesinde, sahnede resmen büyümüştü, hatta filmdeki Al Pacino'yla bile aşık attığını söyleyebilirim.

Bugünkü yazısında Ahmet Hakan soruyor; "Nasıl kaç yıldır Behlül olarak izlediğimiz Kıvanç Tatlıtuğ, sadece 4 blümde "Sekiz" oldu?". Bence cevap "oyunculuk", karakteri üzerine giyebilmekle alakalı.

Mesela Haluk Bilginer, bir bakıyorsunuz "İslami terörist" diğer tarafta "Kenan Birkan" veya herhangi bir sitcom karakteri olabiliyor ve biz bunu hazmediyor ve beraber yaşıyoruz. Aklımıza bir önceki karakterin herhangi bir detayı gelmiyor.

Macbeth'e dönersek, 8 yıl televizyondan sonra bu rolle sahneye dönen İlker Aksum bence rolü giyememiş. Kötü oyuncu olduğundan değil muhtemelen ama belli ki kan uyuşmazlığı olmuş.

Oyunun genelinde dikkatimi çeken diğer bir konu da, oyunun dönemiyle alakasız olarak ilk sahnede Cadı'ların üzerine örtülmüş gazeteler oldu. Ha bir de oyunun içinde roller blade ile dolaşan, 3-4 sahnede görünüp kaybolan bir çocuk var ki onu hiç bir yere koyamadım.

20 Eylül 2010 Pazartesi

Kalbimin Kudüs'üydün, Kalbimin Bağdat'ı Olmuşsun...

Sen Kudüs kadar güzeldin, ben Kudüs kadar yorgun. Sen Bağdat gibi kırılmışsın, ben Bağdat kadar kırgın..

Kalbimin Kudüs’üydün. Kudüs gibi vaad edilen, uğrunda savaşılan, elde edilen, kaybedilen, sürgün edilen, sürgünde istemekten bıkılmayan, tekrar dönülen, birçok hayattan vazgeçilen, uzlaşılan, uzlaşarak çok yaşanmayan tekrar savaşılan, her zaman her yerde hep arzu edilen ama hiç sahip olunamayan, içinde duvarlar örülen, ağlanılan, gözyaşıyla var olan, paylaşılan, paylaştıkça savaşılan Kudüs gibiydin.

Kalbimin Bağdat’ı olmuşsun..

Bağdat gibi, işgal edilen, işgali alkışlayan, hor kullanılan, yıkılıp yakılan, değeri bilinmeyen, kendi kendine ihanet eden, sahip çıkılmayan, öfkenin tohumlarından çiçek açan, güvendiklerinin silahıyla vurulan, yalnız bırakılan, geçmişi unutulan, güzelliği solan, derinliği kaybolan, bir an önce terk edip gitmek için çabalanan, içinde olmamak için uzaklara kaçılan, haşmeti ve görkeminin yerini hüzün bulutları alan, dünyaya darılan, kendisine kırılan, bir zamanlar narinliğine şiirler yazan şairlerin içini acıtan, gözyaşlarıyla geleceğini yazan, Bağdat gibi olmuşsun...

Sen Kudüs gibi güzeldin, ben Kudüs kadar yorgun...
Sen Bağdat gibi gibi kırılmışsın, ben Bağdat kadar kırgın...

Cihan Yavuz / Dipnot TV

17 Eylül 2010 Cuma

Kapadokya...


Bu gezi yazısını adım adım ne yaptık ettik şeklinde değil de, madde madde yazmak istedim. Daha önce Kapadokya'ya iki kez gitmiş olan kocam, bu seyahatin mutlaka bir tur eşliğinde yapılması gerektiğini söylüyordu, biz de öyle yaptık. Ancak şimdiki fikrim turla gitmeye hiç de gerek olmadığı. Dolayısyla aşağıdaki notlar belki sizin kendi seyahatinizi planlamanızda yardımcı olur.

Kapadokya:

Bölge 60 milyon yıl önce; Erciyes, Hasandağı ve Güllüdağ’ın püskürttüğü lav ve küllerin oluşturduğu yumuşak tabakaların milyonlarca yıl boyunca yağmur ve rüzgar tarafından aşındırılmasıyla ortaya çıkmış bir doğa harikası.

İnsan yerleşimi Paleolitik döneme kadar uzanıyormuş. Hititler'in yaşadığı topraklar daha sonraki dönemlerde Hrıstiyanlığın en önemli merkezlerinden biri olmuş. Kayalara oyulan evler ve kiliseler bölgeyi putperestlerin zulmünden kaçan Hıristiyanlar için devasa bir sığınak haline getirmiş.

Sadece Peribacaları'nın olduğu alandan ibaret sandığımız Kapadokya Bölgesi, esasında başta Nevşehir olmak üzere Kırşehir, Niğde, Aksaray ve Kayseri illerine yayılmış.

- Kapadokya'da özellikle görmeniz gereken yerler: Göreme, Avanos, Ürgüp, Uçhisar, Güvercinlik Vadisi, Derinkuyu ve Kaymaklı Yeraltı Şehirleri, Ihlara Vadisi, Selime Köyü, Hacı Bektaş Veli.

- Otelinizi ortamı daha iyi hissedebilmek için, mümkünse peribacalarının içine yerleşmiş butik otellerden seçin. Olmadı Göreme Açık Hava Müzesi'ni tepeden gören Turist Otel ilk seçeneğiniz olsun. Hem yeni, hem temiz, hem de karşınızda muhteşem bir manzara.

- 20 tl'ye bir müze kart alırsanız bir çok yere ücretsiz girebilirsiniz. Çok pratik.

- En güzel mevsim ilk ve sonbahar. Ancak açıktaki tüm mekanları ya sabah ya da akşamüstü dolaşın. Karasal iklim olduğu için güneş öğlen saatinde fena yakıyor.

- Akşam 3. sınıf yemek, uyduruk bir folklor ekibi ve göbeği kat kat olmuş dansözden oluşan ve Türk eğlencesi diye sizi sürükleyebilecekleri para tuzağından uzak durun.

- Ürgüp'e gittiğinizde Turasan'ın fabrikasında minik bir tur yapıp, saraplarını deneyebilirsiniz. Genel olarak meşe fıçılarda bekletilmiş şaraplara alışık olan damak tadımıza tüfte bekletilen şaraplar biraz sert geldi. Ama yine de ödüllü Rose ve Cabarnet+Merlot+Shiraz karışımından birer şişe aldık.

- Yaklaşık 40dk'lık bir yolculukla ulaşabileceğiniz Hacı Bektaş Veli'ye saat 15.00'te gidebilirseniz ücretsiz Semah gösterisi de izleyebilirsiniz.

- Alışveriş için etrafa yayılmış çanak çömlekçiler, halı - kilim dükkanları ve özellikle onyx taşı işleyen atölyelerin satış bölümleri alternatif olabilir. Ancak etiketler direkt turisler için hazırlandığından €, yerli turistlere genelde %50 indirimle veya €=Tl olarak işlem yapıyorlar.



- Son dönemde Kapadokya'nın simgesi haline gelen Balon turları için 4-5 tane alternatif şirket var. Rüzgarın en uygun olduğu sabah saatlerinde yapılıyor. Fiyatlar kişi başı € 130 - € 160 arasında değişiyor.

- Yeraltı şehirleri Kapadokya'nın olmazsa olmazı ancak aşağıya doğru 5 - 7 kat iniyorsunuz. Zaman zaman eğilerek geçmeniz gereken yerler var. Koridorlar daracık olduğu için ya giriyor ya da çıkıyorsunuz. Ve içeri girdikten sonra turu tamamlamadan çıkamıyorsunuz. Kalp ve astım hastaları ile klostrofobisi olanlara tavsiye edilmiyor.

- Her yer turistik olduğu için tuvaletler genelde tertemiz ancak paralı.

- Göreme Açık Hava Müzesi'nin girişinde çok güzel bir müze dükkanı ve cafesi var. Keyif yapmak veya dinlenmek için mükemmel.

- Bence Kapadokya'ya turla gitmeyin. Hatta uçakla gidip orada araba kiralayıp kendi turunuzu yapın. Böylelikle sürü içinde istemediğiniz şeyleri yapmak zorunda kalmayarak kendi keyfiniz ne istiyorsa o doğrultuda hareket edebilirsiniz.

6 Eylül 2010 Pazartesi

Namport...

Pazar günü etkinliklerini sırasıyla yazmam gerekirse, kahvaltıyla, dolayısıyla da Namlı Gurme'nin Karaköy vapur iskelesinin yanındaki şubesi Namport'tan başlamam gerekiyor.

3-4 ay önce Namlı Gurme'yi ilk duyup, Karaköy Kat Otoparkı'nın altındaki şubeye gittiğimizde çok acemiydik. Dolayısyla hem tahminimizin çok ötesinde bir ücret ödedik, hem de o kadar ama o kadar kalabalıktı ki, orada geçirdiğimiz zamandan keyif alamadık.

Bilmeyenlerin mekanı kafasında canlandırması için şöyle tarif edebilirim; Büyük bir şarküteri düşünün ve tabii ki çok miktarda da çeşit, işte o mekanın boş bulduğunuz her yerine masa ve sandalye koyduğunuzu, birazını da kapının önüne serpiştirdiğinizi hayal edin, işte mekan kabaca böyle. Bir şekilde masanıza yerleştikten sonra, tezgahın başından tepsinizle sıraya girip, o binbir çeşit içinden damak zevkinize uygun olan kahvaltılıkları seçebiliyor, yumurtanızı isteğinize göre yaptırıp, portakal suyu veya çayla siparişinizi tamamlayabiliyorsunuz.

Ancak o gün bize kimse bu siparişi Brunch olarak alırsak 28 - 30 tl gibi bir fiyat ödeyebileceğimizi söylemediği için biz tek tek aldık. Dolayısyla herşey dahil nispeten cüzzi bir ücret ödeyebilecekken biz sadece bir menemene 11 tl ödemiştik. Toplam hesabı ise teleffuz bile etmek istemiyorum. Diğer taraftan kalabalık, sıkışıklık, gürültü de cabasıydı. Yani oranın hafiften üstünü çizmiştik.

Dün sonraki aktivite öncesi Karaköy civarında kahvaltı edecek yer düşünürken aklımıza yine Namlı geldi ama bu sefer, geçen gidişimizde kahvaltı sonrasında yürüyüş yaparken keşfettiğimiz, kardeş şubeyi Namport'u denemeye karar verdik.

Kesinlikle isabetli bir karardı çünkü Namlı Gurme yine çok kalabalıktı ve hafif yağmurlu gri İstanbul sabahında burası hem sakin hem de olağanüstü keyifliydi.

Diğer bir güzellikte tam tabaklarımızı alırken Brumch mı istersiniz, tek tek mi seçeceksiniz? sorusu oldu. Bu noktada herşey dahil brunchın 32 tl olduğunu öğrendik ve inanamadık. Sınırsız kahvaltı, içecek (Çay, su, portakal suyu), isteğinize göre yapılan yumurta, sonrasında kahve, kurabiyeler, meyve bu fiyata dahildi. Hani istesek devam edebileceğimiz zeytinyağlı büfesini saymıyorum.

Bir sonraki adımda Namport'taki bu servisin Brunch ile sınırlı olmadığını, hafta içi - sonu tüm gün devap ettiğini öğrendim ve ayrıca mutlu oldum. Vapurların biri yanaşıp biri ayrılırken, martılar sizin için şarkı söylerken, karşınızda Tarihi Yarımada manzarasıyla keyifli bir zaman geçirmek ve lezzetli yemekler yemek isterseniz Namport'u tavsiye ederim.

24 Ağustos 2010 Salı

Soranlara...


27 Mayıs 2010 Perşembe

Defter ve "Bir Serüvenin Tanımı"...

Hayatımda aldığım, gerçekten üzerinde düşünülmüş, en özel doğumgünü hediyelerimden birini dün aldım, Evroş'tan.

Bir Defter. Küçük, çanta boyu, bordo ve çizgili.

Aylar önce bir benzerini onda görmüştüm. Tiyatro'daydık. Oyun başlamadan hemen önce çıkartıp, o anda konuşurken aklımıza gelen güzel bir sözü not etmişti. Ben şaşırınca da "bende bu defterlerden onlarca var" demişti. "Benim için özel olduğunu düşündüğüm şeyleri not ediyorum içine...". Çok hoşuma gitmişti, çok da imrenmiştim.

Şimdi o defterlerden bir tane de benim var. Yeni yaşın başında çok özel bir önsöz ve yüreğimi dağlayan bir ilk şiirle...

Bir Serüvenin Tanımı

Hiçbir zaman yenilmedi geceye
Sevincim de inancım da
Doğru diye bildiğim güzellikler
Hiçbir gün kendisinden uzak
Bir şeye değişmedi

Hiçbir gün yolda koymadı beni
Güvenim ve direncim
Düşerim sandılar dönüp baktılar
Gülerek geçip gittim
Evet ben tek başındaydım
Onlar çok yalnızdılar

Afşar Timuçin

19 Nisan 2010 Pazartesi

Doç. Dr...

Heeeyyyyy, duyduk duymadık demeyin. Evroş bugün adının önüne bir ünvan daha ekledi ve Doçent oldu. Benim arkadaşım artık bir Doçent, yaşasııın:))

Evet ihtimaller dahilinde iki alternatif vardı, birinci sonuca ulaştı, şimdi sırada ikinci var. En kısa sürede onunda hedefine ulaşacağından hiç şüphem yok. Hadi bakalım Yasoş, kim tutar seni:))

6 Nisan 2010 Salı

Kanaat Lokantası...

Tiyatro programımız Üsküdar'da ise Evroş'la erken buluşup meydandaki Kannat Lokantası'na gittik iki kez. Görüşlerimi, belki yanılmışımdır diye, ilk seferinde yazmamıştım lakin bu düşüncelerimiz bu haftasonu yaşadığımız tecrübe ile pekişti ve anlatılacak kıvama geldi.

Peşin peşin söyleyeyim bizim Kanaat Lokantası için kanaat notumuz neredeyse sıfır. Nedeninin detayları ise aşağıda.

Kanaat Lokantası 1933 yılında kurulmuş. Masaları, teşhir bölümü, garsonlarının kıyafetlerine bakarsanız tipik bir esnaf lokantası. Ama mesela tuvaletlerin olduğu bölüm yeni yapılmış, sanırsınız italyan restorantındasınız. Yani öncelikle bir kimlik problemi var.

Sanırım turist rehberlerinde de adından sıkça bahsedildiği için, özellikle turistler arasında çok popüler Kanaat Lokantası. Ancak çalışanlar olağanüstü küstah. Ben ıslak mendil istedim, "Yok, kolanya vereyim mi?" diye bir cevap aldım. Olacak şey değil. Artık neredeyse sokaktaki kokoreççilerde ıslak mendil var. Ayrıca kolonya mı kaldı yahu.

Kapıdan girişte uzuuuun bir tatlı bölümü var. Bakınca içiniz gidiyor. Neredeyse yok yok. Sonra zeytinyağlılar ve salatalar dizilmiş. Sıcak yemekler ise sol dip taraftaki ocağın ön tarafında. Çeşit orada da çok bol. Ancak malesef ne yediysek beğenmedik.

Geçen sefer kuyu kebabı yemiştim sertti. Kadayıf dolması istemiştik. Bilen bilir tazesi makbuldür. Bu neredeyse bir gün önceden kalmış gibiydi. Yumuşamış ve tıkış tıkış. Bu sefer zeytinyağlı ıspanak istedim, sadece köklerinden yapıyorlarmış, peki dedik, tatsız tuzsuzdu. Beğendi üzerinde özellikle iyi pişmiş döner istedik, döner çiğdi, beğendi accayip unlu. İlk seferde de iyi bir hesap ödemiştik ama bu hafta 2 beğendi üztü döner, 1 zeytinyağlı ıspanak, 2 su ve çaya 44 tl ödemek, hele ki yediklerimizden bu kadar memnun kalmamışken hakikaten üzdü bizi.

Son kararımızdır, daha da gitmeyiz Kanaat Lokantasına.

Yeni Şeyler Söylemek Lazım...

Her gün bir yerden göçmek ne iyi
Her gün bir yere konmak ne güzel,
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş.

Dünle beraber gitti cancağızım,
Ne kadar söz varsa düne ait,
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.


Mevlana...

2 Nisan 2010 Cuma

Köpek Bakımı (Alaylıdan :)...

Geçen hafta, pazar sabahı havayı iyi görünce hem biz hem de Zilli hava alsın diye kendimizi dışarı attık ve vurduk kendimizi sevgili kocamın arkadaşlarından duyduğu Riva yolu üzerindeki Mahmut Şevket Paşa Köyü içindeki Kulidağ yollarına. Biz yeni öğrendik ama meğer "karşıdakiler" için bayağı bilinen ve popüler bir yermiş. Temiz hava, güzel kahvaltı, gelenlerin performansına bağlı olarak sakin bir ortam.




Biz oturup kahvaltımıza başladıktan bir süre sonra, başka bir "Golden'li" aile geldi. Yüzünden belli o daha ufak. Sonradan öğrendik 7 aylıkmış. Bir süre sonra kaçınılmaz olan "köpek sahipleri sosyalleşmesi" yaşandı. Kızımızı çok beğendiler. Kendi ifadelerine göre "Cadde'de bunun gibisi yokmuş." O arada kendi köpeklerinden bahsettiler. Bir süredir kreşe gidiyormuş, orada havlamayı öğrenmiş, iki haftadır çok zorluk çekiyorlarmış, zaten yemek yedirmek çok büyük bir problemmiş falan falan. Sonrasında biz naçizane tecrübelerimizi onlarla paylaşınca çok sevindiler, bir çoğunu kullanacaklarını söylediler. Böyle olunca bu yazıyı yazıp, iki yıla yaklaşan köpekle yaşama tecrübelerimizi sizlerle de paylaşmak istedim. Ancak altını özellikle çizmek isterim ki bunlar tamamen bizim Zilli ile (golden retriever) yaşadıklarımızın sonuçlarıdır, bir kısmı bilimselden öte tecrübe ile olgunlaşmıştır.

Genel

- Golden Retriever hayatını insanlar üzerine kurmuş, tek beklentisi sevgi olan bir köpek cinsidir. Sevgi alır ve karşılıksız sevgi verir.

- Tahmininizden çok ama çok daha akıllıdırlar.

- Hayatları sizi mutlu etmek üzerine kurulduğuğu için doğru yol izlerseniz emir komuta zincirini çok çabuk öğrenir. Bir noktadan sonra komutları konuşarak bile verebilir hale gelirsiniz.

- Dişi köpekler erkeklere nazaran daha uysal ve sevgi doludur, sahibine daha bağlıdır. Çişlerini oturarak yapmaları, özellikle evde bakılan köpekler için önemli bir artıdır.

- Evde bakılan köpekler için ilk 8 ay çok önemlidir. Bu dönemde evi öğrenirler, tuvalet terbiyesini öğrenirler, dişleri değişir, aşıları tamamlanır.

- Eğer uygun şekilde alıştırılır, sonrasında da özellikle ilgi ve sevgi açısından açıkları telafi edilirse evde yalnız kalabilirler.

Çiş - Kaka Terbiyesi

- Zilli'nin evdeki düzeni şöyle: Sabah 8, akşam 7 yalnız kalıyor. Evde giriş, hol, arka oda ve balkon dışındaki bütün mekanları kapıları gündüz kapalı. Yağmurlu günler dışında, sabah akşam tuvaleti için dışarı çıkıyor. Ancak gün içinde kullanabilmesi için, balkonda, altta hasta yatak bezi üstüne gazete serilmiş yeri var.

- Balkondaki yerine gelinceye kadar şöyle bir süreç izledik. Önce gündüz açık olan yerlerde 4 ayrı yere gazeteler koyduk. Tuvaletini gazeteye yapması gerektiğini öğrendi, farklı bir yere niyetlenince sert bir dille uyarıp doğru yeri gösterdik. Sonrasında da o 4 yeri balkona en uzak noktadan başlayarak kaldırdık. En son balkondaki yer kaldı. Şimdi gerektiğinde sadece orayı kullanıyor, asla başka bir yere yapmıyor.

-Genel olarak köpeklerde, özellikle de goldenlarda heyecan çişi denilen birşey olabilir. Yeni birini gördüklerinde, birşeyden korktuklarında çişlerini kaçırabiliyorlar. Ya yaşlarını doldurduklarında bu huylarından vazgeçiyorlar ya da siz bununla nasıl başa çıkacağınızı çözüyorsunuz. Mesela Zilli'deki sıkıntıyı, yeni birilerini gördüğündeki tepkisi için, karşı tarafın ona hemen ilgi göstermemesi veya sevecekse de oturtarak değil, Zilli ayağa kalkmış şekilde sevmesi şeklinde çözdük.

Aşıları
- Köpeklerin senelik 4 veya 5 tane düzenli aşısı var. (Kuduz, karma, kanlı ishal, gençlik hastalığı)İlk uygulama arada hafta atlayarak çifter doz olarak yapılıyor, sonrakiler her sene 1'er doz olarak uygulanıyor.

- Bunlara ek olarak, her iki ayda bir düzenli olarak yapılan iç ve dış parazit aşısı var. İç parazit deri altına yapılıyor, dış parazit ise ense tüyleri aralanarak arasına sıkılarak yapılıyor. Sonrasında o sıvı deri tarafından emilerek tüm vücut çevresinde bir kalkan oluşturuyor. Kene gibi parazitler köpeğinizi ısırsa bile üzerinde tutunamıyor.

- Bir de kene tarafından ısırılmış köpeğinizden size mikrop geçmesini önleyen lyme aşısı var. Biz 2 kere yaptırdık ama geçen sene ithalatı durdu diye bir söylenti vardı, son durumu bilmiyorum.

Banyo


- Biz Zilli'yi sanırım 9 aylık olana kadar kendimiz yıkadık ancak sonrasına ikimiz birden duşakabine sığamamaya başlayınca veterinere götürmeye başladık. Bu boy, evde yaşayan bir köpek için en doğru hareketin bu olduğunu düşünüyorum. Çünkü köpeklerin yıkanmasından çok kurutulmaları büyük olay. Banyo sonrası düzgün kurutulmazlarsa hem ıslak halı gibi kokuyorlar hem de ciltleri çok hassas olduğu için mantar oluyorlar. Zilli'nin banyo rutini ayda bir. Her ay banyosunu yapıyor, o arada tırnakları kesiliyor, kulakları ve poposu temizleniyor.

- Bu popo temizlenmesi ciddi bir olay. Köpeklerin kakalarını rahat yapabilmelerini sağlayan bir anal keseleri var. Bu anal kese zamanla doluyor ve hem hayvana rahatsızlık veriyor (kaşınma ihtiyacıyla popoları üzerine oturup, kendilerini yerde kızaklamaya başlıyorlar) hem de kötü bir kokuya sebep oluyor. Dolayısıyla belli bir frekansta profesyonel eller tarafından sıkılıp temizlenmesi gerekiyor.

- Diğer taraftan biz Zilli'yi her dışarıdan geldikten sonra, biz her akşam eve geldikten sonra ve biz evdeyken çişini yaptıktan sonra muhakkak siliyoruz. Bununn için kendiniz de bez hazırlayabilirsiniz, bizim gibi hazır ıslak sabunlu bezleri de kullanabilirsiniz.

Beslenme

- Bu konu yakın zamana kadar bizi en çok zorlayan şey oldu diyebilirim. Önce Hill's denedik, ameliyattan sonra ondan tiksindi, sonrasında Pro Plan ve Royal Canin tecrübemiz oldu. Elbette bunların "puppy large breed"leri. Tavuklusu, kuzulusu. Olmadı da olmadı. En son içine köpek brownisi ufalayınca biraz biraz yediğini keşfedince hatırlıyorum, 4-5 paket stok yapmıştık eve. Ama sıpa o kadar akıllı ki canı istemezse browniyi yiyordu, mamayı bırakıyordu. Sonra bir gün Arkadaş Pet, Orijen Mama'yı Türkiye'ye ithal etmeye başladı ve bütün sorunlarımız ortadan kalktı.

- Orijen Mama, Amerika'daki Dog Food Analysis'teki 6 yıldızlı 2-3 mamadan biri. Bizim en iyi diye bildiğimiz mamalar orada 2 yıldız filan. Orijen'in diğer mamalardan farkı içinde tahıl, katkı maddesi, yan ürün ve dondurulmuş gıda içermemesi. Mamanın içindeki herşey insan tüketimine uygun. İçindeki protein miktarı %70. Biz bu mamadan çok ama çok memnunuz çünkü Zilli bunu itirazsız yiyor. Kakası çok güzel ve düzenli. Tüyleri ve genel sağlığının maaşallahı var.

- Köpeğinize ev yemeği vermek de bir tercih elbette ama biz hem çalışıyor olduğumuzdan hem de beslenme ihtiyacını yeterince karşılayamamaktan korktuğumuz için ev yemeği işine hiç girmedik. Kuru mamalar protein, vitamin, mineral vs açısından o kadar dengeli ki, o seviyenin dışarıdan tutturulabilmesi bana çok zor geliyor.

- Burada önemli kural eğer kuru mama ile besliyorsanız, asla ev yemeği vermemek. Bir kere alıştı mı geri dönmesi çok zor çünkü. Biz sadece arada bir peynir, elma, havuç ve nadiren de 2-3 tane çerez veriyoruz.

Tüyler

- Evde bir Golden'iniz varsa bu bol bol da tüy olacak demektir. Kısa tüylü olan Labrodorların aksine Golden'ler uzun ve bol tüylüdür. E haliyle de bu tüyler dökülür. Yapacak bişey yok. Zaten yılda 2 kez düzenli tüy dökme mevsimleri var. Bunda mevsime göre kalın veya ince tüyler çıkıyor. Onun dışındaki dökülmeleri bir ölçüde tutabilmek ve mevcut tüylerin de gür, parlak ve uzun olabilmesi için biz hergün birer balık yağı tableti ve sarımsak hapı veriyoruz. Merak etmeyin kokmuyor ancak tüy kalitesini çok fark ettiriyor. Zaten hayvanın iyi beslendiğinin ve sağlıklı olduğunun en önemli göstergesi tüylerin kalitesi.

- Golden'ları hafta en az 2-3 kere taramak gerekiyor. Biz Furminator'ü aldıktan sonra herşey daha kolay oldu. Sakın söylentilere inanmayın, Furminator tüyleri kesinlikle kesmiyor sadece çok sık olduğu için bütün dökülmüş veya dökülmekte olanları çok güzel bir şekilde alıyor.

Eğitim

- Köpeklerin eğitiminde otorite konumunda olmak çok önemli. Sert ses tonu ve onu destekleyecek el hareketi her koşulda etkili oluyor. Detaylarını uzman sitelerden öğrenebileceğiniz bu konuda bizce en önemli iki komut; Hayır ve Bekle. Mesela Zilli biz "Hayır" dedikten sonra önündeki peynire öldüğü halde yemez veya çişini yaptıktan sonra "Bekle" komutunu aldığı için silinmeden odasından asla dışarı çıkmaz.

- Evin içinde girip giremeyeceği noktaları da yine bu komutlarla öğretebilirsiniz. Mesela Zilli hiçbir koşul altında mutfağa girmez, salonda çiçeklerin olduğu bölüme geçmez.

- Yavruyken dışarı çıktığınızda yoldaki her küçük detay ilgilerini çeker, hiçbir karınca yuvasını, yere düşmüş meyva parçasını veya uçuşan yaprağı affetmezler. Bu konudaki ilgiyi zaman içinde kontrol altına almak ileride ters birşey yiyip zarar görmesini engelleyecektir.

- Havlamak köpeklerin kendilerini en doğal ifade etme şekilleridir. Birşey istediklerinde, korktuklarında, kendilerini göstermek istediklerinde, kızdıklarında havlayabilirler. Ancak apartmanda yaşıyorsanız ve belli sürelerde de köpeğiniz yalnız kalıyorsa bu pek istediğiniz bir ifade şekli olmaktan çıkıyor. Baktınız iş gereklilikten huya dönmüş orada müdehale etmeniz gerekiyor. Tam havladığı andan sonraki sert bir "hayır", bu kelimenin anlamını öğrenmiş olanlar için faydalı olabiliyor, çok şükür bizimkinde oldu mesela. Daha ileri bir durum söz konusuysa havlamayı önleyici eğitim tasmaları var. Havladığında boynuna minik bir titreşim gönderip köpeği rahatsız ediyor ve bir süre sonra köpek havlamamaya güdüleniyor.

Oyun ve Oyuncaklar

- Özellikle Golden'lar oyunu çok severler. At, tut, getir en sevdikleri oyundur. Çokça oyuncaklarının olması özellikle yalnız kaldıklarında rahat vakit geçirmelerini kolaylaştırır.

- Seçeceğiniz oyuncakların göz, burun ve ağız kısımlarının yapıştırma değil de dikişli olmasına dikkat edin. Öbür türlü kopartana kadar uğraşıyorlar.

- En sevdikleri yumuşak, peluş, kolay ağızlarına alabilecekleri, gerektiğinde tutup sallayabilecekleri türde olanlar ve özellikle sert kauçuktan yapılıp vanilya veya çikolatayla tatlandırılmış olan kemirme simit veya kemikleri. Bunlarla hem dişlerini kaşıyorlar hem de kemirme güdülerini tatmin ediyorlar.

- Günlük rutin dolaşmalarının dışında haftada en az bir kere, kimseyi rahatsız etmeden koşup, enerjilerini atabilecekleri bir yere götürebilirseniz süper olur.

Tatil

- Köpeğiniz varsa arabanızın bagajında muhakkak sabit duran bir su kabınız olmalı ki bir yere gittiğinizde etraftan kap aramak zorunda kalmayasınız.

- Biz tüm arka koltuğu kaplayan, 4 koltuk başına sabitlenen brandamsı bir malzemeden yapılmış bir tür örtü aldık. Dolayısıyla kusma, tüy dökülmesi veya kirli patilerden dolayı koltuğunuzun kirlenmesi minimumda kalmış olur.

- Köpeklerin araba mideleri aynı çocuklar gibi, illaki bulanıyor. Aç karnına yolculuk yapmaları ve yolculuk öncesinde 1/2 Emedur içmeleri çok faydalı oluyor. Zaten genelde bir süre sonra uyuyorlar.

- Eğer uzun yola gidecekseniz, 2-3 saatte bir çiş ve su molası vermeniz çok önemli. Bir de asla ve asla köpeğinizi kapıları ve camları kapalı bir şekilde arabanın içinde bırakmayın.

İlişkileri

- İnanılmaz insancıldırlar.

- İnanmayabilirsiniz ama yaşlı ve çocuklar ile normal insanı birbirinden ayırırlar. Mesela Zilli Yaşlı ve çocukların ayaklarına yatarken, bizlerin yanında ayağa kalkıyor ve kendini öyle sevdiriyor.

Olmazsa Olmazlar

- Bir köpeğe sahip olurken normal şartlarda cinsine bağlı olmak üzere 10-15 yıllık bir birlikteliği göz önünde bulundurmanız gerekiyor. Yani iş onu almakla birmiyor, bu süre içindeki maddi, manevi tüm sorumluluklarını da üstleniyorsunuz. Dolayısıyla köpek sahibi olmadan bilmelisiniz ki;

* Mesela Golden'lar iki ayda 15 kg'lık büyük mama paketlerini bitirirler. * Senelik ve iki ayda bir düzenli yapılması gereken aşıları vardır. * Arada hiç aklınıza gelmeyecek sağlık harcamaları çıkabilir. * Yaşına ve boyutlarına uygun mama kapları ve tasmalar almalısınız. * Günlük mamasının dışında hatırı sayılır miktarda da özel köpek kurabiye, bisküvi ve kemiklerinden tüketirler. * Ciddi miktarda tüy dökerler. * Düzenli ilgi ve sevgiye muhtaçtırlar.

Blog Widget by LinkWithin

Etiketlerim..

...

"Hayat, özellikle, yazılanları okumak, çekilenleri seyretmek ve tabii ki pişirilenleri yemek için çok kısa, biraz koşmak lazım... "
myspace graphics

Free Counters

Hayatın İçinden...

 

Divitim... | Creative Commons Attribution- Noncommercial License | Dandy Dandilion Designed by Simply Fabulous Blogger Templates